Uygarlık hakim olunan şiddettir; primatın saldırganlığı üzerinde daima tamamlanmamış bir zaferdir. Çünkü bizler primattık, primat kaldık. Yosun üzerindeki birkaç kamelyadan haz almayı öğreniyoruz. Eğitimin tüm işlevi burada. Eğitmek ne demek? Türün itkisini başka yöne çelmek için yosun üzerindeki kamelyaları bıkıp usanmadan sunmaktır. Çünkü bu itki hiç durmaz ve hayatta kalmanın kırılgan dengesini sürekli tehdit eder.
Evet, evren boşlukla elbirliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O halde, bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgar işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.
Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?
... Ve bütün bunlar karmaşık bir mekanizmanın her bir hareketinin anlamla yüklü olduğu gibi derin bir anlamla yüklü olacaktır ve her şey tuhaf bir şekilde ve bunun sonucunda bizim için, her halükarda da bizim içimizdeki, bu anlamsızlığa bir türlü alışamamış olup da bu anlamsızlığı kural sayanlar için anlamsız bir şekilde gerçekleşecektir.
Görmek ve anlamamak, düşünüp kafanda kurmakla aynı. Yaşıyorum, görüyorum ve anlamıyorum; birilerinin icat ettiği, urdurduğu ama bana ve belki kendisine de açıklamak zahmetine katlanmadığı bir dünyada yaşıyorum...