Hasta kabul edemediği duygularını terapistine aktarıyor; terapisti de onun hissetmekten korktuğu bütün duyguları üstlenip onun adına hissediyor. Sonra ona duygularını yavaş yavaş geri veriyor.
Matt Haig’in anlatımı başta sinir bozucu gelse de sonradan sıcacık hissettiyor. Bir şey hakkında dedikleri aslında birçok şeye götürüyor. Bu kitabında insana özgü duyguların bir lütuf olduğunu sıcak kalemiyle anlatmış.
Aşırı beklentilere girmeden başlamıştım ki yazarın da asıl istediği bence buydu. Ona rağmen beklentimin çok üstünde kaldı. Evrene karşı farklı bakış açıları kazandım. Teknoloji için alaycılığı ‘’ay cidden gözümüzde büyütmüş olabiliriz” dedirtti. Ayrıca insanca yaşamanın ne demek olduğunu, olaylar değil de o olaylara yüklediğimiz anlamların bir değerinin olduğunu anladım. Okurken akıp gitti Haig yine pişman etmedi.
Homo sapiens sabahları bir canlıyı öldürebileceği bilgisiyle uyanan ilkel bir avcıydı eskiden. Şimdiyse sabahları bir şey satın alabileceği bilgisiyle uyanıyordu yalnızca.
Dünyaya küçücük eller, küçücük ayaklar ve sonsuz bir mutlulukla geliyordunuz ve ellerinizle ayaklarınız giderek büyürken mutluluğunuz yavaş yavaş buharlaşıyordu. Ergenlik yıllarınızı geride bıraktıktan sonra mutluluk elinizden kayıp gidebilecek bir şeye dönüşüyor ve kayıp gitmeye başlar başlamaz kütle kazanıyordu. Sanki kayıp gidebileceği bilgisi, ellerinizle ayaklarınız artık ne kadar büyük olursa olsun, onu tutmanızı daha da zorlaştırıyordu.