olay örgüsünün işlenişi aşırı başarılıydı. macera filmi izler gibi okudum. yazar kendi aklının zekice kurguladığı bir aklın savaşını okuturken bizim aklımızı da savaşa soktu sanki...
Matt Haig’in anlatımı başta sinir bozucu gelse de sonradan sıcacık hissettiyor. Bir şey hakkında dedikleri aslında birçok şeye götürüyor. Bu kitabında insana özgü duyguların bir lütuf olduğunu sıcak kalemiyle anlatmış.
Aşırı beklentilere girmeden başlamıştım ki yazarın da asıl istediği bence buydu. Ona rağmen beklentimin çok üstünde kaldı. Evrene karşı farklı bakış açıları kazandım. Teknoloji için alaycılığı ‘’ay cidden gözümüzde büyütmüş olabiliriz” dedirtti. Ayrıca insanca yaşamanın ne demek olduğunu, olaylar değil de o olaylara yüklediğimiz anlamların bir değerinin olduğunu anladım. Okurken akıp gitti Haig yine pişman etmedi.
Kitabı henüz yeni bitirdim ve şoktan çıkabilmiş değilken düşüncelerimi tazesiyle yazmak istiyorum. Livaneli’nin romanlarında sık rastladığım merak unsuru bu kitapta da yerini başkarakter Ahmet’in kardeşinin hikayesini anlatmasına bırakmış. Kitabın genel atmosferi boğucuydu ama o merak unsuru beni atmosferin içine aldı, bırakmadı. Aşk üzerine denilenlere katılmasam da aşkın yok edici gerçekliği inkar edilemez. Kilit karakter olan gazeteci kızda aşkın saf, hoş halini göstermek istemiş olabilir. O yüzden kitap bana aşırı karamsar gelmedi. Sonuna doğru inanılmaz bir şok geçirdim tabii. Böyle beni şaşırtabilen, aklıma gelmeyecek detaylarla asıl resmi ortaya koyduran kitapları seviyorum.
Başkarakter Rin’in içine düştüğü çıkmazlara karşı direnci ve aldatıcı kırılganlığının altında gizli gerçek bir güce sahip olduğunu göstermesi çok güzeldi. Küçük bir kasabada itile kakıla yetişmişken kentlere, şehirlere hatta yeni dünyalara açılmasının yolculuğunu büyük bir heyecanla severek okudum. Kitabın ilk cümlesinden son cümlesine kadar Rin’in cesaretini ve korkusuzluğunu okumak ilaç oldu. Ayrıca soykırımın ne gibi korkunç sonuçlar doğurduğunu, intikam duygusuyla yanıp tutuşmanın kendini büyük bir ateş topunun içinde bulmakla sonuçlanacağını gördüm. Diğer yandan gündemdeki Gazze soykırımının tahribatını okur gibi oldum. Savaş ve soykırım insanlığın süregelen felaketlerinin başındayken hala durdurulamaz olması tüm insanlık adına büyük bir utanç. Ölümlerin yalnızca birer sayıdan, birer eksiden ibaret görülmesinin caniliği gözümün önünde canlandı. Ne yazık ki kitapta yaşanılanlar fantastik bir evrende geçse de benzer kötülüklere veya yazılan zulmün fazlasına şahit oluyoruz. Fantastik bir dünyadaki kötülerin savaşının masum yaşamlara mâl olması yaşadığımız zamanda bize çok uzak değil.
Serinin devam kitaplarını da mutlaka okuyacağım.
Konu gayet farklı ve güzelken yazarın yüzeysel anlatımı yüzünden sevemedim. Efsanevi aşkların derinliğine karşın günümüz aşklarının anlamsızlığı kısaca, baştan savma şekilde kaleme alınmış diyebilirim. Ama bir aşk hikayesini iki tarafın da bakış açısından okumak hoştu.