A.

Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlarsa da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.
1000Kitap
Reklam
Ah,gençliğiniz elinizdeyken değerini bilin! Günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. Yaşayın! İçinizdeki şahane ömrü sürün! Hiçbir şey boşa gitmesin. Her an yeni heyecanlar arayın. Hiçbir şeyden korkmayın...
1000Kitap
“İnsanın birini etkilemesi demek ona kendi ruhunu vermesi demektir de ondan. Bu insan kendi doğal düşünceleriyle düşünmez artık, kendi doğal ihtiraslarıyla yanmaz. Erdemleri sahici değildir. Günahları –günah diye bir şey varsa eğer– ödünçtür. Bu insan başka birinin müziğinin bir yansıması olup çıkar, kendisi için yazılmamış bir rolde oynayan bir aktör. Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir. Doğamızın gereğini kusursuz olarak gerçekleştirmek: İşte her birimizin burada olmamızın nedeni budur. Oysa şimdilerde insanlar özbenliklerinden korkuyorlar. Görevlerin en yücesini, yani kişinin kendi özbenliğine olan görevini unutmuşlar. Hayırseverliklerine diyecek yok. Açları doyuruyor, dilencileri giydiriyorlar. Gel gör ki kendi ruhları aç, çıplak. Soyumuzda cesaret diye bir şey kalmamış. Belki de hiçbir zaman yoktu. Toplum korkusu –ki ahlakın temelidir–, bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar. Öte yandan, gene de...”
Alıntı
“Ah, sevgili Basil, işte tam bu nedenle hissedebilirim ya bunları. Aşkta sadık olanlar aşkın yalnızca uçarı yönlerini bilirler; aşkın trajedilerini bilenlerse vefasızdırlar.
1000Kitap
Ey dilrübâ, Ne sen bir adım indin arş-ı nazından, Ne ben çözdüm gururumun zırhını. İki mağrur sultan gibi Aynı tahtın hasretiyle yandık da Bir selâmı çok gördük birbirimize.. ​Bilirsin; Aşk dediğin ya secde ister ya isyan. Biz ne secdeye vardık, Ne isyanı seçtik. ​Ortada suskun bir harp meydanı bıraktık, Kırık kılıçlarımızı kalbimize saplayarak. ​Ateşimi avuçlarımda sakladım da Bir "gel" demedim ardından. Perde perde indirdin gururunu yüzüne, Bir "kal" diyemedin bana. ​Ah o inat! İki dağın başı duman, Arasında kavuşmaya hasret bir vadi. Ne sen yağmur oldun üstüme, Ne ben rüzgâr olup vardım sana. Böylece kurudu içimizdeki bahar.
Alıntı
Reklam