Ah,gençliğiniz elinizdeyken değerini bilin! Günlerinizin altınlarını sıkıcı kişileri
dinleyerek, ciğeri beş para etmeyenleri adam etmeye çalışarak boşa harcamayın; hayatınızı cahillere, adilere, kabalara adayarak yazık etmeyin. Yaşayın! İçinizdeki şahane ömrü sürün! Hiçbir şey boşa gitmesin. Her an yeni heyecanlar arayın. Hiçbir şeyden korkmayın...
“İnsanın birini etkilemesi demek ona kendi ruhunu vermesi demektir de ondan. Bu insan kendi doğal düşünceleriyle düşünmez artık, kendi doğal ihtiraslarıyla yanmaz. Erdemleri sahici değildir. Günahları –günah diye bir şey varsa eğer– ödünçtür. Bu insan başka birinin müziğinin bir yansıması
olup çıkar, kendisi için yazılmamış bir rolde oynayan bir aktör. Yaşamanın
amacı kişinin kendini geliştirmesidir. Doğamızın gereğini kusursuz olarak
gerçekleştirmek: İşte her birimizin burada olmamızın nedeni budur. Oysa
şimdilerde insanlar özbenliklerinden korkuyorlar. Görevlerin en yücesini,
yani kişinin kendi özbenliğine olan görevini unutmuşlar. Hayırseverliklerine
diyecek yok. Açları doyuruyor, dilencileri giydiriyorlar. Gel gör ki kendi
ruhları aç, çıplak. Soyumuzda cesaret diye bir şey kalmamış. Belki de hiçbir
zaman yoktu. Toplum korkusu –ki ahlakın temelidir–, bir de dinin püf
noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar. Öte yandan,
gene de...”
“Ah, sevgili Basil, işte tam bu nedenle hissedebilirim ya bunları. Aşkta sadık olanlar aşkın yalnızca uçarı yönlerini bilirler; aşkın trajedilerini bilenlerse vefasızdırlar.
Ey dilrübâ,
Ne sen bir adım indin arş-ı nazından,
Ne ben çözdüm gururumun zırhını.
İki mağrur sultan gibi
Aynı tahtın hasretiyle yandık da
Bir selâmı çok gördük birbirimize..
Bilirsin;
Aşk dediğin ya secde ister ya isyan.
Biz ne secdeye vardık,
Ne isyanı seçtik.
Ortada suskun bir harp meydanı bıraktık,
Kırık kılıçlarımızı kalbimize saplayarak.
Ateşimi avuçlarımda sakladım da
Bir "gel" demedim ardından.
Perde perde indirdin gururunu yüzüne,
Bir "kal" diyemedin bana.
Ah o inat!
İki dağın başı duman,
Arasında kavuşmaya hasret bir vadi.
Ne sen yağmur oldun üstüme,
Ne ben rüzgâr olup vardım sana.
Böylece kurudu içimizdeki bahar.