Bazı müşfik, ince duygulu kişiler, en sevdikleri varlığa bile yalnız başkalarının yanında değil, baş başa kalınca da yaklaşıp şefkat gösterme konusunda son derece inatçı, neredeyse utangaç olurlar; ama nadir görülen sevgi taşkınlıkları sırasında bastırdıkları duyguları da o ölçüde sıcak, heyecanlı olur.
Bazen bir kitap okursun bittiğinde pencereyi açıp uzaklara bakmak istersin kitabı vaktinde okumuş olmanın verdiği hazla beraber. Cengiz Aytmatov’un Dişi Kurdun Rüyaları tam olarak böyle bir eser oldu.
Kurtlar, doğa, insanın içindeki vahşilik ve vicdan meselesi yine çok güçlüydü. Okuması genel olarak keyifli olsa da Abdiy ve İsa kısmının birazcık sıkıcılık kattığını söylemeden geçemedim; girişte verilen Akbara’nın hikayesinin devamı için duyduğum heyecanı sekteye uğratan bir durgunlukta olduğu için sanırım. Ama sonrasında hikayenin Akbara ve Boston’a dönmesiyle heyecanı yeniden canlandırarak bambaşka bir etki yaratıyor.
Hüzünlü, sert ama anlamlı bir okuma oldu. Bazı bölümleri sabır istese de bütün olarak bakıldığında Dişi Kurdun Rüyaları insanın doğayla olan ilişkisini anlatan güçlü ve unutulmaz bir eserdi.
Aytmatov’un bu eserinden sonra kaleminden çıkan her kitabın keyifle okunacağına inanıyorum.
Keyifli okumalar