Şu anda beni endişelendiren tek şey gittkçe büyüyen bu hasret. Diğer tüm gündelik sorunlar mucizevi bir şekilde anlamlarını yitirdi ve bana hiç önemli görünmüyorlar…
Oğuz Atay’ı Tutunamayanlar’dan, Selim Işık’tan ya da Hikmet Benol’dan zaten tanıyoruz. Ama bu günlükte karşımızdaki ne bir kahraman ne de bir yazar sadece "kendiyle kalan" bir insan. 1970 yılından vefatına kadar tuttuğu notları okumak, Türk edebiyatının en büyük zihinlerinden birinin mutfağına girmek gibi.
Oğuz Atay’ın o meşhur "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?" çağrısı bu günlüklerde çok daha somut bir anlam kazanıyor. Yazarken hissettiği yalnızlığı ve anlaşılma isteğini her satırda duyabiliyorsunuz.
En büyük zihinlerden birinin mutfağına girmek aslında Tehlikeli Oyunlar ve Eylembilim gibi başyapıtlarının nasıl şekillendiğini, o karakterlerin yazarın zihninde nasıl can bulduğunu görmek büyüleyici bir deneyimdi.
Oğuz Atay, bu günlükle aslında bize bir mektup bırakmış ve bu mektubu okurken onunla o masada oturuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz.
Eğer Oğuz Atay külliyatına hakimseniz bu kitap eksik parçayı tamamlayan o son dokunuş. Eğer henüz okumadıysanız, bir yazarın kalbine dokunmak için daha samimi bir yol bulamazsınız.
Ve son olarak;
Belki hiçbir yere tam olarak tutunamadık ama Oğuz Atay’ın o eşsiz zihninde birbirimizi bulduk. Kalbi onunla atan tüm Tutunamayanlara selam olsun.