Zeren

9/10
·576 syf.··
2026 83. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Selam yıldızlarım! Bugün size fobim olmasına rağmen bayılarak okuduğum “Örümceğin Ağıdı” kitabıyla geldim. Kitabın ismi, karakterlerin birbirine olan bağı, birbirlerine bağlı olması gerekenlerin inceldiği yerden koptuğu, tasarımın güzelliği ve daha sayamadığım birçok detay… Her biri kitabı sevmem için fazlaca büyük etkenlerdi. Sanırım en büyük etkenler de karakterlerdi. Abilere fazlaca öfke duyarken düşman denilenlere bu kadar sempati duymamız normal mi? Düşmandan aşka beklerken çekimin içinde kaybolan düşmanlığı okudum desem yeridir. Ama ona girmeden yan karakterlerin güzelliğine dokunmam gerek. Hele de Nehir, Firuze ve elbette Oflaz. Kesinlikle Oflaz olmasa bu kitabı düşünemezdim. Pastanın en sevilen çileği gibi gözümde. Abilerden tek sevdiğimin Atahan olması ise hiç şaşırtıcı değil, onun dışında başka birini sevemezdim zaten, imkansız. Hele de olanlardan sonra sevginin bir kırıntısını, külünü dahi hak etmiyorlar… Tayanç, anlayamayacağım biri olarak girdi kitaba hatta belki biraz sınırımı körükleyen biri olarak. Fakat sonlara doğru minik bir filiz vermiş olabilir ama bu o kadar ufak ki yeşermesi için zaman gerek. Aralarında yeniden çiçekler yeşermesi gereken canım çiftim gibi.. Gerçekten aralarındaki çekime bittim. Eymir’in Dünya’yı her kim olursa olsun el üstünde tutması, ona kıymet vermesi ve değerli hissettirmesi o kadar özel ve güzeldi ki! Elbette Dünya’ya en sonda kendinin bile kırıldığı sözleri söylemesini tasvip etmiyorum ama Dünya’nın hak etmediğini de söyleyemem. Adamın korkuları üzerinde cambazın ipte oynaması misali oynadı. Psikolojisindeki büyük bozulmayı göz ardı edemem elbette fakat bu yaptığının şiddetini normal kılmıyor. İkisi de birbirini olması gerekenden fazla kırdı ve ben bu köprüden nasıl sağ çıkacaklarını fazlasıyla merak ediyorum. Hele de
Kitap Yorumu
Örümceğin AğıdıZeynep İzem · Martı Yayınları · 202644 okunma
Reklam
10/10
·416 syf.··
2026 46. kitabı
Selam yıldızlarım! Bugün size beni uzun uzun düşündüren, içine çeken ve hikayenin asıl konusuna odaklandıran bir kitap olan “On Üçüncü Çocuk” ile geldim. Bu kitapta her şey güçle alakalı ve sizler de benim gibi, minik bir kızın kendi gücünü keşfedişine tanık olacaksınız. Bu tarz kitaplar, hep bambaşka hissettiriyor bana. Onları okurken hissettiklerimi hiçbir şeye değişmem gerçekten. Bu kitapta da tam olarak bunu hissettim. Okurken hızlı mı zaman geçiyor acaba diye düşüneceksiniz eminim ama inanın her şey olması gerektiği zamanla ilerliyor. On üçüncü çocuk olmak, bir lütfun bahşedilmesi ve bunun getirdiği yükümlülükler. Kim olursak olalım bir şekilde, her daim plan yapıyoruz. Fakat evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor ne yazık ki. Bunu bu kitapta net bir şekilde görmek mümkün. İkisinin de istekleri, hedefleri var ve beklenmedik pürüzler her birini yıkıp geçecek kadar büyüklerdi. Elbette birçok şeyi tahmin edebiliriz ama bazı şeyler, güzellikler, tahminlerin de ötesindedir. Birine birkaç defa şans verirseniz de tek bir tanesi en önemlisidir ve onun kıymetini bilmek de onun elindedir. İşte kitabın en net özeti bence bu. Bir şifacı olması için lütuf bahşedilmiş kız, ona bu lütfu bahşetmiş bir baba ve bir ömür… Özür gerektiren anlar, pişmanlıklar ve elbette ki seçimlerle sonuçlar. Hikayenin ana temaları bunlar olsa da anlatılmak istenen çok başka aslında. İnsanın kendi seçimlerini yapabilecek kadar kendinden emin oluşunu ve pek tabii vicdanının ona neler yaptırtacağını görebildiğimiz bir kitaptı. İlkinde yaptığı hamle kendinin farkında olmayan, seçimlerinin sonuçlarını görmesi konusunda ders aldığı bir yaştaydı. İkinci hamle ise tamamen farklı bir yaşta verdiği tamamen vicdansal olarak hareket ettiği bir andı. Sonuncusu ise kalbinin sesini dinlediği, kendi gücünün
Kitap Yorumu
On Üçüncü ÇocukErin A. Craig · Ephesus Yayınları · 202637 okunma
10/10
·528 syf.··
2026 44. kitabı
Selam yıldızlarım! Bugün size tam bir dark romantizm kitabı önerisiyle geldim. “Bir Nergis Tufanı” ismini o kadar güzel bir birleşimden alıyor ki ve tabii manidar bir anlamda olduğu da gerçek. Kitapta verilen manipüle edici sahnelere hayran oldum diyebilirim. Hele de o bir sahnedeki detayın posterde olması beni bitirdi. Başta hikayeden çekinmedim diyemem ama dark rom olması bunu kategorize etmemde etkili oldu. Fakat Tufan’ın psikopat ve hasta tarafıyla Nergis’in dik başlı ve korkan tarafı bir araya gelince bambaşka bir hikaye oluştu. İkisi de neye uğradığını şaşırdı ve bunu okurken en az Çetin kadar eğlendim diyebilirim. Evet kızdım. Hem de öyle bir kızdım ki Tufan’a kitap sonunda bile haklı olan sayılı tarafları kaldı elimde. Geçmişte ne olursa olsun bu gün olacağımız kişiyi biz seçeriz sonuçta ve onun seçtiği bu kişi ona öfke duymam için yeterli. Nankörlük, ihanet ve nefret konusundaki duygularını anlayabiliyorum, bunlar bambaşka şeyler. Herkese yaptıklarından farklı olarak Nergis’i biraz kayırması da göz boyayan cinste ve Nergis’e dediklerinin bazılarına hak vermiyor değilim. Lakin Nergis’in korkudan yaptığı hamleleri de asla gözardı edemem. O da bu yaşantıyı hak etmedi ve bir şekilde, kendince çabalıyor sonuçta. Onunda hayatında yaptığı, Tufan’a karşı yaptığı hatalar var elbette. Ama haklılık tartısına koyduğumuzda da ağır basan tarafta Nergis oluyor. Bakalım o son çekimden sonra bu karmaşa bizi nasıl bir odaya atacak? Dark rom olduğunu hissederek okuduğum nadir kitaplardan biri oldu diyebilirim. Bu tarz yazmak biraz zorlayıcı çünkü (hele de Türk iseniz) dark romantizmde yerleştirilecek ögelerin ağır olması ve sokmak istediğiniz kalıpta düzgün bir şekil alması gerekir. Karakterler sadece birbirini değil okuyucuyu da manipüle etmelidir ve her bir bölümüyle dark
Kitap Yorumu
Bir Nergis Tufanı: NefretCeylin Petrikor · Martı Yayınları · 202666 okunma
7/10
·246 syf.··
2026 42. kitabı
Selam yıldızlarım! Bugün size distopik fantastik bir kitap olan “Lunapark Katili” ile geldim. Evet, isimden herkes gerilim polisiye beklemiştir benim gibi ama işler biraz kızışıyor. Serinin kapağı ve karakter kartları insanın merakını arttıyor desem az söylemiş olurum. Kitabın evrenini gerçekten sevdim bu arada. Klişelikten uzak masumluk ve korku arasındaki ince çizgide dolanan hikayesi ayrı bir keyif verdi okurken. Neşeye bulanan öfke, karışıklığa bulanan güven, güce karışan korku… Bunlar kıymetli duygular ve tezatlıklardan iyi bir bütün oluşmuş. Lyria’nın karmaşasının içindeki güveni, iç karışıklığı iyi işlenmişti bence. Okurken o hisse kapılmak kolay oldu benim açımdan. Hele o korku ve çaresizlik anlarında ona fazlaca ortak oldum. Daren’in güçlü havasına da bir bitmedim değil hani. Olaylara bakış açısı ayrı Lyria’ya davranışları ayrı keyif verdi okurken. Şöyle bir eksisi var bence bu ikilinin; istediğim gibi bir gelişimsel süreçleri olmadı. Daha çok okumak istediğim bir etkileşimleri olsun isterdim açıkçası. Valtor karakteri kesinlikle Vampir Lordu olmanın hakkını vermiş bence. Onu okurken öfkelenmemek elde değil ve hani yaptıklarına tepki vermeden duramıyorsunuz bile. Bence bu yönden onu okurken daha farklı bir baktım kitaba. Birkaç yönde eksikliği hissedilen sahnelerin tadını onda almak iyi hissettirdi. Sevmedim tabii ki karakteri ama kötü karakter işleme şekli, o acımasızlığı ve sertliği gayet iyi işlenmişti. Belki de bu yüzden bazı yerlerde şaşırmadım diyemiyorum hareketlerine. Ben normalde fazla karakterli kitapları severim, sonradan karakterlerin dahil olması hikayaye renk katar hatta gözümde. Okurken de her karakterin hikayesini ve işleyişini görmek isterim. İçsel hislerindeki o dalgalanmalara şahit olmak isterim. Bu kitapta onun biraz eksikliğini
Kitap Yorumu
Lunapark KatiliMehmet Emekçi · Ulysses Yayınları · 202512 okunma
9/10
·464 syf.··
2026 41. kitabı
Serinin ilk kitabı olduğu belli olan bir kitapti. Bence ilk yarısı durağan ve hikayeyi oturtma açısından işlenmişti her şey. İkinci yarısı ise açılma, karışma ve geçmişin çapası diyebileceğim bir şekildeydi. Dehşet aktı ve ben ne olacağını merak ederek bir sonraki sayfaya geçtim. Alçin’in kendi karmaşasından dolayı geri planda durup kimsenin duygularıyla oynamaması çok güzeldi bence. Fakat kendi iç sesine dahi kulak tıkayacak kadar geçmişte kalması beni biraz üzdü. Belki bir noktada yormuş bile olabilir ama ona hak vermiyorum da diyemem. Başından beri her sahnede içindeki geçmiş prangaları zaten hissediyordum. Fakat inanın, geçmişten bunu bende beklemiyordum. O kadar fena bir durumdu ve o kadar beklemediğim yerden geldi ki size anlatamam. Bu sebepten arkasını dönmesine bir nebze hak veriyorum lakin bir noktadan sonra bir şeyleri çok mu uzattı acaba diyorum. Yine de sonu beklediğim gibiydi. Devamında neler okuyacağız merak ettim baya. Melih’le ilgili birçok şey söylemek istesem de onu okuyup tanımanız gerektiğini düşünüyorum. Bir erkek gerçekten kendinden emin olmalı, duygularının ardında dimdik durmalı deriz ya hani. İşte kısaca Melih böyle birisi. Okuyunca daha net anlarsınız. Sıla, gerçekten insanın hayatındaki en iyi dostlardan bir tanesi (bende de var bundan bir tane o yüzden çok iyi anlıyorum Alçin’i) Okurken onun kararsızlığını ve Alçin’le olan dertleşme sahnelerini derinlerden hissediyorsunuz. Aranan dostluk kanı gibiler adeta. Kutay… Tam bir abi. Melih de öyle tabii ama Kutay’ın yeri bende apayrı. Hele kitabın ikinci yarısında okuduklarım, sesine gem vurması… Bambaşka bir boyut benim için. Onun hikayesini dehşetsel merak ediyorum. Kitap tam bir mahalle kurgusu. Pencerenin dedikoducu ablaları, annelerin günleri, tadından yenmez yemekleri ve bitmek bilmeyen
Kitap Yorumu
Ceviz Ağacı MahallesiMelisa A. · Lapis Kitap · 2025123 okunma
Reklam