Selam yıldızlarım! Bugün size beni uzun uzun düşündüren, içine çeken ve hikayenin asıl konusuna odaklandıran bir kitap olan “On Üçüncü Çocuk” ile geldim. Bu kitapta her şey güçle alakalı ve sizler de benim gibi, minik bir kızın kendi gücünü keşfedişine tanık olacaksınız.
Bu tarz kitaplar, hep bambaşka hissettiriyor bana. Onları okurken hissettiklerimi hiçbir şeye değişmem gerçekten. Bu kitapta da tam olarak bunu hissettim. Okurken hızlı mı zaman geçiyor acaba diye düşüneceksiniz eminim ama inanın her şey olması gerektiği zamanla ilerliyor. On üçüncü çocuk olmak, bir lütfun bahşedilmesi ve bunun getirdiği yükümlülükler. Kim olursak olalım bir şekilde, her daim plan yapıyoruz. Fakat evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor ne yazık ki. Bunu bu kitapta net bir şekilde görmek mümkün. İkisinin de istekleri, hedefleri var ve beklenmedik pürüzler her birini yıkıp geçecek kadar büyüklerdi. Elbette birçok şeyi tahmin edebiliriz ama bazı şeyler, güzellikler, tahminlerin de ötesindedir. Birine birkaç defa şans verirseniz de tek bir tanesi en önemlisidir ve onun kıymetini bilmek de onun elindedir. İşte kitabın en net özeti bence bu.
Bir şifacı olması için lütuf bahşedilmiş kız, ona bu lütfu bahşetmiş bir baba ve bir ömür… Özür gerektiren anlar, pişmanlıklar ve elbette ki seçimlerle sonuçlar. Hikayenin ana temaları bunlar olsa da anlatılmak istenen çok başka aslında. İnsanın kendi seçimlerini yapabilecek kadar kendinden emin oluşunu ve pek tabii vicdanının ona neler yaptırtacağını görebildiğimiz bir kitaptı. İlkinde yaptığı hamle kendinin farkında olmayan, seçimlerinin sonuçlarını görmesi konusunda ders aldığı bir yaştaydı. İkinci hamle ise tamamen farklı bir yaşta verdiği tamamen vicdansal olarak hareket ettiği bir andı. Sonuncusu ise kalbinin sesini dinlediği, kendi gücünün