Bugün hala bir erkek bana aşık olduğunda, bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünürüm. Bu insan yanılıyor, benim mucizevi bir biçimde verdiğim yanlış imaja aşık, derim içimden; bu insan bana, gerçek ben'e kesinlikle aşık olamaz diye düşünürüm. Ve ben bu erkekten hoşlanırsam, müthiş bir korku kaplar içimi: Kazara bir ilişkimiz olursa, çok kısa sürede gerçek yüzümü görecek, benim bütün kusurlarımı fark edecek bu erkek, derim. Ve o zaman da kendimi gördüğüm gibi görmeyecek beni kesinlikle. Terk edecek beni. Ya ben... Kendi kendimi terk edemem. Kendimden nefret etmeme rağmen kendi kendimin tutsağıyım. Kendimle hüzünlü bir birlikteliğe mahkumum ben.
''Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin'' diyor. ''Zaten edemezsin.''
Ama felaketlere karşı hazırlıklı olabilirim.
''Durmadan felaketten korkarsan, başına bir felaket gelir'' diyor Fertility.
Dünyanın kendisi her an gerçekleşebilecek bir felaket gibi.
Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.