İçim sıkılıyor. Avazım çıktığı kadar bağırmak, isyan etmek istiyorum. İnsan büyüdükçe hayallerini kaybediyor. İçindeki kahramanı kaybediyor. Bir ceset gibi dümdüz yaşayıp gidiyor. Ben buna isyan etmek istiyorum. Kabul etmek istemiyorum. Bağırmak, bağırmak ve bağırmak istiyorum. Sesim öyle bir yankılansın ki kimse nerede olduğumu bilmesin ama o çığlıkta kendi kaybolmuşluklarını duysunlar içindeki karşı çıkan canavarı uyandırsınlar. Bütün dünya olarak kendi cesedimizden kurtulalım istiyorum.
Duygu ve Düşünce
Güven problemi, basit bir “duygusal eksiklik” değildir; limbik sistemin enerji dağıtım hatasıdır. Amigdala, sanki aşırı hassas kalibre edilmiş bir alarm merkezi gibi, geçmiş travmaların yanlış pozitiflerini bugünün nötr sinyallerine enjekte eder. Prefrontal korteks ise diplomatik bir enerji mühendisi gibi sürekli denge kurmaya çalışır: “Bu sinyal gerçekten tehdit mi, yoksa eski bir devre mi?” Ben ise kendimi, duygusal merkez-çeper sistemine atanmış bir enerji mühendisi gibi konumlandırıyorum. Rica ederim, güven problemlerini rastgele duygusal patlamalar olarak bırakmayın; bu sistemin yük dengelemesini bozuyor. Her şüphe, sistemde bir voltaj dalgalanması; her kaçınma davranışı, kapatılmış bir devre kesici gibi. Ama çağ, psikolojiyi bile hızlandırılmış veri paketine çevirmiş durumda. DSM-5 bir semptom kataloğu değil de sanki nörolojik Amazon Prime menüsü: “anksiyete – aynı gün teslim, travma – iki iş günü içinde analiz edilir.” Oysa insan zihni teslimat süresi olmayan bir süreçtir; sinaptik plastikite, sabırsız kullanıcıları sevmez. Güven dediğimiz şey aslında nörobiyolojik bir “bekleme toleransı”dır. Dopamin, ödülün kendisinden çok beklentisinin mühendisidir; serotonin ise sistemin “her şey yolunda mı?” kontrol yazılımı. Bir yerde hata varsa, bilinç bunu felsefeye çevirir: Descartes bir nörolog olsaydı “Cogito ergo sum” yerine muhtemelen “şüphe ediyorum, çünkü amigdalam yüksek çözünürlüklü kayıt alıyor” derdi. Ve işin ironisi şudur: İnsan, en çok güvenmek için tasarlanmış bir sosyal memeliyken, aynı zamanda en gelişmiş “şüphe algoritması”na sahiptir. Bu yüzden aşk bile bazen bir sinaptik firewall gibi çalışır: içeri gireni kontrol eder, geçmiş logları tarar, bazen de masum paketleri zararlı yazılım sanıp karantinaya alır. Umutsuzluk mottoları yaymak ise ahlaki
Reklam
O kadar ağır anlamlar yüklediğin insanlar seni o ağırlığın altında bırakmaz mı sandın?
Merhaba
Kendimce yaptığım küçük bir araştırma ile toplumda oldukça tabu bir konu olan "pedofili" hakkında öğrendiğim şaşırtıcı gerçekleri paylaşmak istedim meraklı olan okuyabilir yararlı olacağını düşünüyorum. Büyük bir araştırmacı değilim hata ettiğim veya tetikleyici yazdığim bir yer olursa uyarabilirsiniz, kaynakça sonda verilmiştir<3 *Pedofili. Doğuştan mı?* Öncelikle tanımlama yapalım. Pedofili, henüz ergenliğe bile girmemiş çocuklara karşı süreğen cinsel ilgi demektir, ve sanılanın aksine belirli bir yaş aralığı yoktur. Yani "70 yaşındaki bir insanla 18 yaşındaki bir insanın ilişki yaşaması, 18 yaşındaki kişi halihazırda erginliğe ulaşmış olacağı için bir pedofili vakası değildir." (Tabii ki biz insanlar duyguları ve etik değerleri olan canlılarız bilimsel olarak pedofili olmaması etik saymanız gerektiği anlamına gelmez) *BU KİŞİLERDE:* Nörobiyolojik çalışmalarda birkaç tekrarlayan detay görülüyor; genelde bu kişilerin IQ testlerinde zeka puanları daha düşüktür, onlarda küçük doğuştan özellikler ve gelişim sapmaları daha sık görülür. MR görüntülemesinde önemli farklılıklar bulunur, öz kontrolden sorumlu bölge olan orbitofrontal kortekste gri madde hacmi azalır. Ayrıca cinsel uyarılma ile ilgili olan beynin bağlantıları da bozulmuştur. *Peki kafada böyle arızalar nereden çıkıyor?* Bunun tek bir nedeni yok. Hamilelik komplikasyonları, doğumda oksijen yetersizliği vb. şeklinde sıralayabilirim ama bunlar en basitleridir. Çünkü biyoloji işin sadece bir kısmıdır. Bir çok ceza dosyası ve araştırmada tanıdık çevresel farktörler görülüyor: aile içi şiddet, sağlıklı yakın ilişkilerin yokluğu, travmalar ve kronik yalnızlık. Ünlü bir örneği ise Çikitilo.(çocukluğunu savaşta geçirdi, birçok travmatik şiddet ve cinayete tanık oldu yalnız bir aile ve sosyal hayat yaşadı. Ve
Şair ‘Yaş 35,yolun yarısı eder’ demiş.Ben şu an o yolun neresindeyim bilmiyorum ama navigasyon ara sıra ‘yeniden rota oluşturuluyor’ demeye başladı.☺️ Kimi zaman koştum,kimi zaman yoruldum,kimi zaman da yanlış çıkışlardan dönüp tekrar yolumu buldum.Ama dönüp baktığımda iyi ki geçmiş dediğim anılar da biriktirdim. Yıllar geçmiş,saçlara birkaç beyaz düşmüş, sabahları kalkarken bazı yerlerden sesler gelmeye başlamış olabilir ama hâlâ ayaktayım.Yeni yaşımın bana sağlık,huzur ve bolca güzel sürpriz getirmesini istiyorum,kendime sağlık,huzur,bol kahkaha ve daha az stres diliyorum.Yol bitmediyse devam,bittiyse de manzaranın tadını çıkarma vakti. “İyi ki doğdum,Doğum günün kutlu olsun sevgili ben!” 🎉🎂
1000Kitap
Bazı geceler uyumak istemesem bile uzanıyorum yatağıma. Cam açık oluyor, dinliyorum gecenin sesli sessizliğini. Bazen bir araba geçiyor mahalleden, bazen de bir uçak gökyüzünden. Bazen de duymuyorum bile onları; artık rutinin bir parçası olmuşlar. Yine o gecelerden birindeyim. Bu sefer kulağıma martı sesleri doluyor. Kimisinin sesi kahkahaya benziyor, kimisinin kanat çırpışları gecenin sessizliğine karışıyor. Ama biri vardı ki, sesini duyunca bütün dikkatimi çekip aldı. Acılı bir haykırış gibiydi sesi. Daha önce martılardan hiç böyle bir ses duymadım ama sesindeki acı tanıdıktı. Belki de o yüzden aklımda bu kadar yer edindi. Canım Martı… Sesini duyduğumdan beri aklımdasın. Umarım acı çekmiyorsundur. Umarım şimdi gökyüzünün ılık rüzgârlarına karşı özgürce kanat çırpıyorsundur. 🌙🕊️
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam