İnsanın canı yandığında ya da morali bozulduğunda içine kapanması, bir şeyleri tamir etme veya sıfırdan başlama arzusu taşımaz her zaman. Bazen sadece durmak istersiniz. Olduğunuz yerde, o kırık halinizle, hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan kalmak... Yaş kaç olursa olsun değişmeyen bu huy, dünyaya karşı verilmiş geçici bir mola, ruhun kendini mevcut gürültüden koruma içgüdüsüdür. Ne bir dert anlatacak mecaliniz vardır ne de bir başkasının teselli dolu ama aslında uzağınızda kalan sözlerini taşıyacak gücünüz. O anlarda her insan, her soru ve her iyi niyetli dokunuş, insana olduğundan daha ağır ve fazla gelir. İçine kapanmak, bir kaçış koridoru değil, sınırları tamamen kişinin kendisi tarafından çizilmiş güvenli bir sınır hattıdır. Bu hattın içeriğine kimse sızamaz; ne bir yargı, ne bir beklenti, ne de hayatın durmaksızın dönen o acımasız çarkları. "Kendi sesini bile duymadan durmak" istemek, insanın kendi zihnindeki kelimelerden bile yorulduğunun en açık kanıtıdır. Çünkü insan bazen sadece başkalarına değil, kendine de anlatamaz içinde birikenleri. Sadece susulur. O sessizlik bir boşluk değil, aksine kalabalığın yarattığı yoğun baskıya karşı örülmüş kalın bir duvardır. 🍃