Kendimi unutacak kadar kötü anılar biriktirdim.
Başrolünde yer aldım, bu anıların. Kaçamadım.
Ama kendimi çok iyi gizledim.
Eski benden bir o kadar uzak, bir o kadar da farklı hissediyorum.
Aynı kişi olduğumuza inancım kalmadı.
Konuşmayı severdim, kendi fikirlerimi yüksek sesle söylemeyi.
Kahkaha atmayı.
Ama şimdi; yüzüm, bir tebessüme karşı çatlayacak kadar sert.
Dudaklarım, en ufak bir kıvrımda parçalanacak kadar kuru.
Tüm nefretimi kussam, durulur muyum?
Hoş, bunu da yapamazdım ki ben, sesimden vaz geçmişken.
Hiç bir şey anlatmayacağıma yeminliyim. Anlattıklarım, olanlara karşı alışkanlığımdan. Demem o ki, anlatıyorsam aştığımdandır, aşamadığımdan değil.
Ama anlatamadıklarım, onları hala sindirebilmiş değilim.
Göğsümde büyüttüğüm çocuk, benden muaf ve küheylan.
Gelmiyor sabahım, ölmeden çürüyorum.
Rüzgar, uğramıyor artık pencereme.
Zifirin bile dikkatini çekmiyorum.
Çul çürüten birine dönmekten çok korkuyorum.
Anne? Baba?
Ben bu hayatı öğrenemiyorum.
Görkemli bir şekilde çürüyorum.
Kardeşim... Ben seni hiç göremedim ama, sen beni gör diye başımı sürekli gökyüzüne kaldırıyorum.
• ‘Yirmi Bir Kez Daha’ Bölüm VII