Her şeyi ikisi de unutmuş gibiydi, yalnız gözleriyle değil, bütün genç vücutlarının parçacıklarıyla birbirlerini parçalayacak gibi çekiyor, canları gözlerinden birbirine uzanan ışıkta birbirlerine kilitleniyordu. Bu, yalnız uçsuz sahralarda vahşi kaplanların birbirlerine cinsiyetlerinin çekmesiyle, kasırgasıyla sevk eden, çiftleştiren maddi bir düşkünlük değildi. Bu, daha ziyade dünyada insanlara tarih yaptıran, insanları işkenceye, ölüme tebessüm ve heyecan içinde götüren sonsuz aşklardan birine benziyordu.
Sizin toprağınız benim toprağım, sizin eviniz benim evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!