Hayatın boş olduğunu gözlemlemek, öyle büyük bir akıllılık değil. En eski zamanlardan beri dile getirilir bu, hem de en basit insanlarca. Ama yine de yaşamışlar bu insanlar ve yaşıyorlar. Herkes nasıl yaşıyor da, hayatın akla uygunluğundan bir an olsun şüphe etmiyor?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Istırabın, güçten düşmenin, ihtiyarlığın ve ölümün kaçınılmazlığının bilinciyle yaşanamaz. İnsan kendini hayattan, hayatın her imkanından kurtarmak zorundadır.”
“Dünyadaki her şey, delilik ve bilgelik, zenginlik ve yoksulluk; sevinç ve acı, bunların hepsi boştur, hiçtir. İnsan ölüp gider ve ardında bir şey kalmaz ve bu saçmadır.”
Bu soru şöyle de ifade edilebilir: “Niçin yaşıyorum? Niçin arzuluyorum? Niçin çalışıyorum?” Ya da şöyle dile getirilebilir bu soru: “Hayatımda kaçınılmaz olan ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır?”
Benim sorum, yani beni elli yaşında intihar düşüncesine sürükleyen soru, en aptal çocuktan en bilge ihtiyara kadar her insanın ruhunda var olan en basit soruydu, yani gerçekten kendimde gördüğüm kadarıyla, onsuz hayatın mümkün olmadığı soru. Soru, şundan ibaretti: “Bugün yaptığım, yarın yapacağım şeyin sonucu ne olacak, bütün hayatımın sonu ne olacak?”