Zen, hakikatin ulaşılabilir bir şey olduğunu söyler bize, ancak ona ulaşmanın yollarından biri, hocanızın ya da ustanızın söyleyeceği bilge sözler değildir. Ona kendiniz ulaşırsınız, üstelik ulaştıktan sonra da vardığınız yeri kimselere anlatamazsınız. Hakikat, ona ulaştığınız andan itibaren dilin alanından çıkar; sözel ya da zihinsel bir ifade değil, beden/ruhun (ya da beden/zihnin) bir deneyimi olarak anlam kazanabilir ancak. Ama tam o anda “anlam“ kavramıyla ilişkisini yitirir.