“The wearist river..” diye yinelerdi sık sık, “en çelimsiz nehir, çok seviyorum bunu… En çelimsiz nehir benim, Dickie… Usul usul denize doğru gidiyorum.”
“Bütün bunlar o kadar güzeldi ki… neredeyse üzüldüğüne değerdi. Ama her şey bir yana, daima yedekte tuttuğu bir şey daha vardı. Tehdit ve güvenceydi. Tek yapacağı, şişenin tamamını içmekti; küçülüp küçülüp kaybolacak, yok olacaktı. En güzeli de, artık var olmadığında, hiç varolmamış olacaktı. Bağrına bastığı güvencesi buydu.”