Bütün kavramların birbirine geçmesiyle, insanın kendisi için bir cümle bulması, içinden söylediğinde yaşamasına yardımcı olan o cümleyi bulması gitgide zorlaşıyordu.
Annelerimizden babalarımızdan işittiğimiz sitemler geliyordu aklımıza, "Bunca şeye sahipsin, bir türlü mutłu olamıyorsun!" Şimdi, bütün o sahip olduklarımızın mutluluğa yetmediğini biliyorduk. Yine de o şeylerden vazgeçmek için bir neden değildi bu.
ƏTicaretin hayal gücü sınır tanı-mıyordu. Ekolojiden psikolojiye bütün dilleri ilhak ediyor, hümanizm ve toplumsal adaletle donanıyor, bize, "Hep birlikte hayat pahalılığıyla mücadele edelim," diye
buyuruyor, emirler yağdırıyordu: "Kendinizi şımartın", "sevdiklerinizi mutlu edin." Geleneksel bayramları kutlamamızı tembihliyor, Noel ve Sevgililer Günü'ne Ramazan da ekleniyordu. O varoluşumuzun yadsınamaz biçimi, bir ahlak, bir etik, bir felsefeydi. Yaşam. Gerçek olan. Auchan.
Dosyalarını, defterlerini toparlarken Henri Bulard'ın Yaşaml'nın başlarındaki bir cümleye denk geliyor, "Yakında elli yaşını dolduruyorum, kendimi tanıma zamanı geldi geçiyor."