osman koçer

Buz gibi karanlığın içinden sıyrıldığımda ,etrafımda olan ,kalan ne varsa gözlerimle seçmeye çalıştım .Ayaklarım kaynaşıp tek bi ayağa dönüşmeden önce nerde olduğumu anlamaya çalıştım.Gözlerim birbirinin içine girip tek gözle etrafımı izlediğim şu andan önce ne zaman ve nerde eskisi gibi gözlerimi çoğul eki ekleyerek kullanabiliyordum.Parnaklarım,ya parmaklarım,kollarım birleşince hepsi aynı yere sıkıca bağlanmış gemici düğümüne dönüşmeden önce nerde ve neyi ve nasıl hareket ettirebildigimi düşündüm . Karanlık,ışık kör.Yavan.Dilim kuru.Nefesim donuk.Eğri bi yer.Altı da üstü de karmaşa .Sesler tok.Verilenler alınmış .Soğuk,eser,ayaz.Titreyerek ancak ısınabildigim bi yer.Işık yokun da uzağından ulaşmaya çalışıyor. Yürüyemiyorum,kalkamıyorum bile .Burası neresi.Kimin içindeyim,kim benim içimde.Çoklardan teklere düşmüş bedenim.Ruhum,ya o nerde.Sessiz.Kulaklarım,kulağım bekliyor.Yamulmuş bi soba.Ateşi yok koru yok.kahverengi.masanın bacagı kırık.sandalye ayaksız .soba hem ateşsiz hem borusuz.Dumanı yok.Duman nerde,kor nerde,ateş nerde. Örümcek yanımdan geçen.Uzansam .Uzanabilsem.Elim yok.Tutsam.Tutabilsem canım yok. Bi şey duvardaki.Görsem.Görebilsem.Gözüm yok.Gözümde ferim yok. Bi ses dışımda.Duysam.Duyabilsem.Kulagim yok.kulagimda sesim yok . İçerde şimdi.korksam.korkabilsem .Ruhum yok.ruhumda içerdeki yok.. Budanmış sakallarimla birlikte ,saçsız başımın kenarından yavaş yavaş süzülen kan dudaklarıma değmeye başladı bile. Kalkmaliyim .O gidince kalkıp ,bende gitmeliyim.Bu herşeyiyle körleşen beni yeniden iki ayak üstüne ,iki göz üstune ,iki kulak ,iki el ,iki ayak üstüne dikmek için gitmeliyim,tamamlayanıma gitmeliyim.Yarımı yarama katmak,yarama yarımdan bakmak için kalkmaliyim.o gidince Karanlık ,kaybolması zor,belki uyuyunca,uyu hadi...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Açmış yine başımın belası manolyalar
Elbet bu uykusuz gecelerinde bi sahibi vardır
Biz ,o vebale karışmayız Muharrem. Takva
Uçuruma ev yapan deli
Solunuzda cami kalınca ,kendinizi sağa doğru yoneltip darca yola döneceksiniz.biraz sıkıntılı bi yol aslında ama, karşınızdan bi vasıta gelmezse rahatça ilerleyebilir siniz.İlerledikce sağ tarafınızda kalacak olan eski taş evler,kerpiçten yapılma birkaç göz odadan oluşan evcikler,yıkıntılar.O evler, başlarını eğip sahipsizligin gözleriyle sizi izleyip, yolunuza devam edişinizi mahcup bi içi boşlukla feveran ede ede uzaklaşışınıza şahitlik ederler. Son vakitlerde memleketin her yerinde görmeye alıştığımız kaldırım taşlarından yapılan yolun üzerinden arabanızın hafif sallanışıyla ilerlemek,aslında hemen sonra karşınızda bulucak oldugunuz eve de yanastığnızı hissettirir.Ani bi sağa dönüş manevrasıyla bi anda yolun kot anlamında oldukça altında kalan eve ulasmış olursunuz.Eski yıkıntıdan haberdar değilseniz,gördüğünüz ev manzarası size kolayca bi aldanış sunup,mütahitlik kabiliyetiyle tamamlanmış bi yapı hissi uyandırır ilk bakışta.Ayaklarınız nemli toprağa değince sağınızda ve solunuzda,ev kapısına varana kadar çokça değişik cins ağacın yapraklarını,çiçeklerini hatta birkaçının da meyvasini ezmek zorunda kalırsınız,çünkü gözünüz ayak uclarinizda değil,henüz büyümekte olan irili ufaklı agaclardadir . Taş duvarlar önce gelir kapıdan,gözünüz değdikten sonra istemsizce elinizin içiyle dokunmadan geçmek istemezsiniz,bastığınız çıplak toprağın yarattigi anlık huzur sizi, taşlara da dokunup ayrıca bi ferahlık verir umuduyla sevkeder taşa,vaktiyle keskin ama çekiç darbeleriyle terbiye edilmiş kayadan yontulma taşlar artık avucunuzun sıcaklıgını yeni bi serinliğe dönüştürene dek dokunursunuz,bilmem abartmış olur muyum ama,o serinliği bende eskiden dokunduğum bi elden hatırlarım .Hem serinlik hemde ateş gibi bi sıcaklığı verebilen başka bi şey ,insan yada şey tanımadığım için