Ömer Faruk Karademir

Ömer Faruk Karademir
@of_karademir
Satırdan sadıra...
"Arif olan söylemişti, bu yol çetindir..."
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ah o eski günler...
İnsan işte, ister istemez bazı anıların özlemini duyuyor; “Ah o eski günler...” haykırışları dur durak bilmiyor bazen. Tabii bu haykırışların belki de en büyüğü çocukluk yıllarımıza ait oluyor. Hani bu ahir zamanda bazen oturup düşünüyorum da hiçbir şeyin tadı tuzu kalmadı sanki. Bu his içimi kapladıkça çocukluğuma dönesim geliyor. Hani masumane geçen yıllarımızın, sanki hiç bitmeyecekmişçesine büyük bir zevkle oynadığımız futbol maçlarının, hani kötülükten bihaber olduğumuz, hoşlantılarımızı aşk sandığımız o yıllar... İşin garibi, o yıllardayken hep büyümek istedik; büyüklerimizin yaptığını yapabilmek, özgür olmak, geç yatmak, araba sürmek... Hep havalı gelirdi gözümüze. Bazen bunları yapamadığımız için büyük bir üzüntü kaplardı içimizi, bazen olur gözyaşlarımıza yansırdı ama bir taraftan çocukluğumuzdan da zevk almayı bilirdik. Biz hep büyümek istedik işte ama büyüklerimiz hep bu yaşların kıymetini bil derdi, anlamazdık tabii. Ne zaman bu yaşlara geldik, hayatın gerçekleriyle yüzleştik; o zaman anladık masallar diyarında olmadığımızı. Hani içimde bir huzursuzluk var, hiç dinmeyen. Acaba benim mi içimi kötülük kapladı yoksa bu zaman gerçekten kötü mü, bilemiyorum ama ister istemez bakıyorum da zamana; insani ilişkilerimizde samimiyet kalmadı, menfaatler doldu taştı. Kadın erkek ilişkileri evcilik oyununa döndü. Akrabalık bağları kesildi. Gaflet denizlerinde boğulmalar arttı... Ya hakikaten, bu huzursuzluk büyüdüğümüzden dolayı değildi sanki, bir maneviyatsızlık vardı havada. İnsan yaşadıkça daha iyi anlıyor bu hayatı ve anladıkça üç şeyden başka bir şeyi isteyemiyor: "Nezih bir hayat, imanlı bir ölüm ve rahmetle muamele..."
Din
Kalplerin Keşfi Gibi Rivayet Ağırlıklı Eserleri Okumaya Dair
Kalplerin Keşfi gibi rivayet ağırlıklı kitapların okunmasının ne kadar doğru veya etkili olduğu günümüzün pek konuşulmayan meselelerinden birisidir. Zaten ben de bu yazımı şu yorumdan ötürü kaleme alma ihtiyacı hissettim: #121063076 Evet, İmam Gazâlî hazretleri şahsı itibarıyla çok değerli bir âlim ve müceddiddir. İslam’a da çok büyük hizmetleri olmuştur fakat unutulmaması gereken mesele şudur: Her âlim kendi dönemine göre eser telif eder. Kalplerin Keşfi de bana göre “dönem” eserlerinden birisidir. Evet, bir eserin “dönem” eseri olması o eseri kıymetsizleştirmez fakat o eseri her döneme uygunmuş gibi yansıtmak da doğru olmaz. Kalplerin Keşfi’nin yazılma usulü rivayet ağırlıklıdır. Rivayet ağırlıklı eserler ise bence -en azından günümüz toplumundaki- ilmî temeli iyi olmayan kişilere hitap etmez. Ben şahsım adına da şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Açıklama kısmı ağırlıkta olan kitaplar, rivayet ağırlıklı kitaplardan çok daha fazla ilgimi çekiyor. Bunun sebebi de açıklamaların, ayet ve hadislerin daha iyi anlaşılmasına vesile olması. Benim fikrim bu yönde. Kendi fikrime nihai olarak doğru gözüyle asla bakamam ve kimseye de dayatamam ama bildiğim şey şudur: Günümüzde açığa kavuşturulması gereken yığınla mesele var fakat biz hâlâ birkaç adım yol katedebildik.
Din
Risale-i Nur Dışındaki Kitapları Okuma Meselesi
Risale-i Nur dışında da diğer kitaplara ağırlık vermek ne kadar doğru? Doğruysa bile ölçüsü ne olmalı? Bu sorunun cevabını zamanında çok düşünmüştüm. En son kararım şu oldu: Risale-i Nur’un yanında kesinlikle ilmihâl, siyer, tarih vb. okunmalı. Bunun dışında kalan tasavvuf/ahlâk ve tefsir kitapları gibi kitaplar da düzenli olarak okunabilir fakat insan, zihnî temellerini Risale-i Nur mesleğiyle atmalı çünkü Bediüzzaman Said Nursî hazretleri Risale-i Nur’u asrımızın hastalığına göre yazmıştır. Kastamonu Lahikası’nın 114. mektubunda şöyle yazar: "Diyorlar: ‘Said yanında başka kitapları bulundurmuyor; demek onları beğenmiyor. Ve İmam-ı Gazâlî'yi (r.a.) de tam beğenmiyor ki, eserlerini yanına getirmiyor.’ " "İşte bu acip, manasız sözlerle bir bulantı veriyorlar. Bu nevi hileleri yapan, perde altında ehl-i zındıkadır; fakat, safdil hocaları ve bazı sofuları vasıta yapıyorlar. Buna karşı deriz ki: Hâşâ, yüz defa hâşâ!" "Risale-i Nur ve şakirtlerinin bir üstadı olan Hüccetü'l-İslam İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile bağlayan yegâne üstadımı beğenmemek değil, belki bütün kuvvetleriyle onların takip ettiği mesleği ehl-i dalâletin hücumundan kurtarmak ve muhafaza etmektir." "Fakat, onların zamanında bu dehşetli zındıka hücumu, erkân-ı imaniyeyi sarsmıyordu. O muhakkik ve allâme ve müçtehid zatların asırlarına göre münazara-i ilmiyede ve diniyede istimal ettikleri silâhlar hem geç elde edilir, hem bu zaman düşmanlarına birden galebe edemediğinden, Risale-i Nur Kur'an-ı Mucizü'l-Beyandan hem çabuk, hem keskin, hem tam düşmanların başını dağıtacak silâhları bulduğu için, o mübarek ve kudsi zatların tezgâhlarına müracaat etmiyor.” Şimdi, lahikalardaki alıntıya baktığımızda işin rengi biraz değişiyor gibi. Bu alıntıdan, eski muteber kitapların iman konusunda yetersiz
Din