Kur'an, ilk muhataplara hitap etmektedir. Kendileri nazarında hayret verici, şaşırtıcı olan şeylere onların bakışlarını çekmektedir. Şüphesiz onların nesneler ve zihin dünyalarında olan şeylerle Allah onlara hitap etmektedir.
Hocam, bu yazardan yaptığınız alıntıları belirli bir zamandan beri takip ediyorum. Bir şey dikkatimi çekti, yazarın yazıları fazlaca tarihselci bir imaj veriyor sanki. Evet, alıntıda bahsedilen konu doğru fakat -sadece bu alıntıyı baz aldığımda- sanki Kur'an-ı Kerim sadece o anki muhataplarına hitap ediyormuş gibi bir anlatımı var. Belki yazar, sayfaların diğer yerlerinde Kur'an'ın evrenselliğinden bahsediyordur fakat dediğim gibi bu alıntı evrenselliğin anlatıldığı bir alıntı değil gibi. Bu konularda sizin düşünceniz nedir?
Muhayyîr Muhatap kitlenin anlayışına hitap etme noktasında hemfikirim fakat o ayetlerin aynı zamanda evrensel bir anlayışa hitap edebileceğini de düşünüyorum. Cehennemdeki azap şekillerinin her insanı korkutabileceğini, devenin de ekosistemin bir parçası olduğunu ve evrensel değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Yani aslında belli başlı ayetler her ne kadar o yöreye ait unsurları daha çok içerse de zorlamadan genelleştirilebilir bence. Ayrıca daha önceki yazınızda örnek verdiğiniz hırsızlığın ceza hükmünün de çağa göre değişebileceğini düşünmüyorum. Eğer sürekli bu şekilde düşünürsek din algısının tahrif olması çok yüksek. Her kültüre hatta her akla göre bir tarafa çekilebilen bir din algısı evrensel olarak kabul edilebilecek bir din anlayışı bırakmayabilir. Tabii bunun yanında zamana göre değişen örfî hükümlerin varlığını da tamamen inkâr etmiyorum. Umarım yeterince açıklayıcı olabilmişimdir.
Hamdolsun ikinci kitabım "Plastik Gelenek (Geç-Modernite Geleneği Nasıl Plastikleştirdi) satışa sunuldu. Şu an için evvela kökler kitaptan temin edilebilir, ilerleyen günlerde kitapyurdu ve bazı kitapçılarda da olacak. Bereketli olmasını dilerim...
Eseri temin için:
bkmkitap.com/plastik-gelenek...koklerkitab.com/products/plasti...
İhyâ-u Ulumi'd-Din (4 Cilt Takım) kitabının ihyâ'sı yazılmıyor? Öyle ya artık bir çok mevzu eskidi. Ya da bu döneme göre yepisyeni yorumlar eklenebilir. Neler neler yapılabilir. Ben bile cahil cesaretiyle bir şeyler yapabilirim gibi geliyor gözüme." diye konuşuvermiştik. O da "Abi onu yapması için İmam Gazali hazret lazım" demişti. Şimdi düşünüyorum böyle bir hazreti 1000 senedir çıkaramadık. Ya da belki çıkardıkta haberimiz olmadı eseri olmadığı için. Ya da eserini insan yetiştirmekle verdi de kitap olmadığından bilemedik. Ne zor şey bir eser meydana getirmek. Daha zor şey ise onun yüzyıllarca okunması. Daha daha daha zoru ise onu samimi yapmak. Öyle ya yüreklere, gönüllere o samimiyet ve ihlâs olmasa nasıl işlerdi?... Biz ise tahripten başka bir şey bilmeyen bir nesil oluverdik. Olanı diriltmediğimiz gibi; ne başka eser verilmesine bir çabamız ne de eskisini değerlendirme derdimiz var. Neyse yıkmak ve yapmak derken şuraya bağlayayım mevzuyu. Merhum Âkif yıkmak ve yapmak meselesini -tahrip ve inşa desem daha havalı olabilirdi- dizeleriyle anlatır:
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek.
Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”
Tahrip içün biz, ihya için ise İmam Gazali hazret ve ihlas gerekmiş demek.
Hasan Gök Hocam haddim olmayarak konuya giriyorum ama, Ali Arslan Hoca'nın tercümesi tavsiye ediliyor. O da en son Merve Yayınları bünyesinde basıldı diye biliyorum.
Muhayyîr Hocam şu sıralar sınav dönemindeyim. Müsait olduğum en erken vakitte dönüş yapacağım inşaallah. Kısa ve yüzeysel bir şekilde konuşulacak bir konu değil açıkçası bunlar. Kusura bakmayın bu arada, yeni yazabildim.