“Kimse nadide bir kumaşa ya da bir hayvana Krisztina gibi dokunamazdı. Hayatın basit hediyelerine bu kadın kadar sevinebilen birini tanımıyorum: İnsanlar ve hayvanlar, yıldızlar ve kitaplar, her şey ilgisini çekiyordu ama kibirli bir tarzda değil, kemikleşmiş bir uzmanlık takıntısıyla değil, hayatın gösterebildiği ve verebildiği her şeye yüzünü dönen bir dünyaperestin önyargısız sevinciyle. Sanki hayatın bütün tezahürleri onu bizzat ilgilendiriyordu, anlıyor musun?”
“Ayrıca tespit ve tasnif edilmesi o kadar zor biriydi ki, sanki hiçbir halk, hiçbir toplumsal tabaka onu bütünüyle kapsayamazdı; sanki doğa bir kereliğine sınıf ve kökenle alakası olmayan, serbest, bağımsız, özgür bir varlık yaratmayı denemişti.”
“Başını öne eğip elini alnına dayıyor; çaresiz bir teslim olma jestiyle, insan olmanın temel durumlarına karşı hiçbir zaman bir şey yapamayacağını nihayet anlamış biri gibi.”
“İnsan hayatta her şeye erişebilir, dünyadaki ve etrafındaki her şeyi yere yıkabilir, hayat insana her şeyi verebilir, insan hayattan her şeyi alabilir ama başka bir insanın zevklerini, eğilimlerini, ritmini değiştiremez; ona yakın, onun için önemli biri olsa da karşısındakini bütünüyle karakterize eden başka türlülüğünü değiştiremez.”
“Çünkü daima 'ötekini' severiz, daima onu ararız, hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde... Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, 'aynı türde' iki insanın karşılaşmasıdır. Bu son derece nadir görülür.”