“Sonunda ikisi de çıktılar. Çok zor bir şeydi bu Dunya için, ama onu yine de seviyordu. Ayrılmışlardı, ama elli adım kadar yürüdükten sonra, Dunya onu bir kez daha görmek için dönüp baktı. Raskolnikov daha gözden kaybolmamıştı.
Sokağın köşesine gelince o da dönüp baktı. Son kez karşılaştı bakışları. Ama kız kardeşinin de durup kendisine baktığını görünce Raskolnikov sabırsız, hatta öfkeli bir işaretle gitmesini istedi, kendisi de sert ve hızlı bir dönüşle yan sokağa saptı.”
“İyi ama, bütün bu anlamsız sınavların ne gereği var? Yirmi yıllık bir kürek cezasından sonra, yaşlanmış, aptallaşmış, güçten düşmüş, acılarla ezilmiş bir insan olarak çıktığımda, şimdi olduğumdan daha mı iyi düşüneceğim? Ne yapayım ben öyle yaşamayı? Ve beni bekleyen bu yaşama ben şu anda niçin rıza gösteriyorum?”
“Çünkü, başarısızlığa uğramazdan önce, hiç de şu anda göründüğü gibi aptalca görünmüyordu yaptığım iş.
Başarısızlığa uğradı mı, her şey aptalcadır! Ben yaptığım bu aptallıkla kendime bağımsızlık kazandırmak, ilk adımımı atmak, gerekli araçları edinmek istemiştim... Sonuçta sağlanacak yarar, bütün bu aptallıkları silip süpürecekti!.. Ama daha ilk adımda tökezledim, çünkü ben bir alçağım! Bütün sorun burada! Ama yine de sizin görüşlerinize katılmıyorum:
Başarabilseydim, bana da taç giydireceklerdi! Şimdiyse, kapana sıkıştım!”
“Sen de; Rodya'cığım, beni fazla şımartma: Uğrayabilecek gibi oldun muydu, gel; uğrayamazsan, ne yapalım, beklerim... Ben nasılsa senin beni sevdiğini bileceğim, eh, bu da bana yeter... Senin eserlerini okuyacağım, herkesin senden övgüyle söz ettiğini duyacağım, arada bir de sen beni görmeye geleceksin, daha ne isterim!
Işte şimdi de geldin, anneciğini avutmak istiyorsun, görüyorum...”