“Şu anla, baltayı ilmiğinden çıkardıktan sonra, kocakarının arkasında dururken, "artık kaybedecek bir saniyesi bile olmadığını" düşündüğü an arasında öyle korkunç bir benzerlik vardı ki...”
“Bu zavallı, bu veremli, kimsesiz kadının ağlayışı odada bulunanlar üzerinde derin bir etki yapmış gibiydi. Veremin tükettiği bu acılı yüzde, yer yer kan pıhtılarının bulaştığı bu kurumuş dudaklarda, bu hırıltılı, boğuk haykırışta, bu çocuk ağlamasına benzer hıçkırıklarda, bu saf, çocuksu, umutsuz yalvarışta öylesine acı, öylesine insanın yüreğine işleyen bir şeyler vardı ki, zavallı kadına herkes acımış gibiydi. En azından Pyotr Petroviç hemen acımıştı.”
- Şu aptalı görüyor musunuz? diye odanın dört bir yanına atılmaya başladı; bu sırada ev sahibi Amalya İvanovna, gözüne iliști. Nasıl! Sen de mi?.. Sen de mi onun hırsız olduğunu söylüyorsun, yağ tulumu! Seni Prusyalı tavuk seni!”
“Bana kalırsa, șu sarhoş iaşe memuru bile bu karıdan çok daha akıllı; hiç değilse bu ayyaş son akıl kırıntısını da votkasına meze edip içmış; oysa şu karının tafra satışına, kurumlanışına bakın! Nasıl da gözlerini devire devire oturuyor! Kızıyor! Kızıyor bir de! Hah-hah-ha!