Üçüncü kitapta Xie Lian’ın (veliaht prensken) ilk yükselişinden sonraki süreci görüyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam 18 yaşındaydı yükseldiğinde. O dönem kendi ülkesi Xianle’de sorunlar başlıyor, bir yandan da komşu ülke Yong'an zor durumda.
Normalde tanrıların dünyaya karışmaması gerekiyor, insanlara kendini göstermemesi lazım ama o bunu yapamıyor. Kendi halkının sıkıntı çektiğini gördükçe dayanamıyor, sürekli yardım etmek istiyor. Zaten o dönem ona çok fazla tapan insan var, herkes onu seviyor, ona güveniyor… O da gerçekten her şeyi düzeltebileceğini düşünüyor.
Elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor; nerede sorun varsa koşuyor, su sıkıntısı varsa çözmeye çalışıyor, savaşın etkilerini azaltmaya uğraşıyor falan. Ama bir yandan da üstteki tanrılar sürekli “karışmaman lazım, bunun bir düzeni var” diye uyarıyor. O ise “Eğer kimseye yardım etmeyeceksem tanrı olmanın ne anlamı var?” diye düşünüyor. Hani kendi doğrularının herkes için doğru olduğunu sanıyor biraz.
Ama işte olaylar hiç düşündüğü gibi gitmiyor… Her şey tersine dönüyor. Onu seven, ona tapan insanlar bir noktadan sonra onu suçlamaya, hatta lanetlemeye başlıyor. O çok sevildiğini sandığı halkın aslında ne kadar hızlı değişebildiğini görmüş oluyoruz.
Bence bu kitap biraz da şunu anlatıyor:
Haklı olmak ya da iyi niyetli olmak, her zaman doğru olanı yaptığın anlamına gelmiyor. Xie Lian da iyilik yaparak her şeyi düzeltebileceğini, herkese yetişebileceğini sanıyor ama bunu baya sert bir şekilde öğreniyor.
Hatta bana biraz Ezel dizisindeki o sözü hatırlattı. Ömer iyi bir çocuktu ama fena bir kusuru vardı; insanlara fazla güveniyor, sırf onları sevdiği için tanıdığını sanıyordu.
Xie Lian’ın da bence böyle bir kusuru vardı. İyilik yaparak her şeyi düzeltebileceğini sandı, herkese yetişebileceğini düşündü… ama