Gencoy Sümer

Gencoy Sümer

Yazar
8.7/10
87 Kişi
·
137
Okunma
·
12
Beğeni
·
562
Gösterim
Adı:
Gencoy Sümer
Unvan:
Yazar
Filyos’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Polisiye Durumlar internet sitesini kurdu. Türkiye’nin ilk dijital polisiye dergisi Dedektif’i yayımladı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında yayınlandı.
İntikam cinayetleri diğer cinayetlerden farklıdır. İntikam alan kişi bunun bilinmesini ister. Çünkü, kendince yüce bir amaç uğruna elini kana bulamıştır.
320 syf.
Belki de bir 30 yıl vardır polisiye okumayalı. Feneryolu Cinayetlerini elime aldığım zaman aklımda bu vardı. Dolayısıyla bir önyargı. Kerim Ülkü’nün aldığı mektupla başlıyor roman. Kerim Ülkü romanın ölümsüzü. Ve Faruk Arman, bir polisiye yazarı da giriyor devreye birkaç sayfa sonra. Faruk Arman’ın dahiliyetinden sonra romanın sayfalarını çevirmeyi bırakıyorum ben de. Roman yapıyor bunu elbette, içine alıyor beni çünkü.

Tam 21 kişi anlatıyor. Bazıları bir defadan fazla. Asla bir kargaşa yaşamıyorsunuz ama. Bazıları mektupla. İlk elden, isim seçimlerinin titizliği mest ediyor. Ve dili romanın. Üslubu değil ha, dili. Bir üslup işaretleyicisi olarak dili romanın, romanın geçtiği zamanın dili zira. Ve üslubuyla beraber “çünkü ben oradaydım “dedirtiyor.

Bazı kurmacalarda "ben kahramanım" hissi uyanır içinizde. Bazıları "evet ya, nasıl görmemişim" hissi yaratır. Bazıları "benim dilimdendi sanki" hissi. Ve daha neler neler. Hepsinin içinde yoğun bir duygu vardır. Ama bazıları "ben oradaydım" hissi yaratır daha okumanın ilk sayfalarında. Bunlar her okuduğum kurmacada olur dersem, yalan söylemiş olurum elbette. Evet ben oradaydım gerçekten de. İşte bu roman bana bunu hissettirdi. Çünkü dili çok sahiciydi.

“Acaba yüzü kızarmış mıydı? Bunu bilemiyorum. Çünkü televizyon renkli yayın yapmıyordu,” gibi ustaca verilmiş detaylar, temini bir hayli güçlendiriyor. Yeşilçam, kendi içinde yaşanan ilişkiler, halkın onlarla yaşadığı duygular o kadar güzel işlenmiş ki, bir adı hariç her şeyin değiştiğini Yeşilçam’da, anlıyorsunuz. Yeşilçam ve Beyoğlu arasında o zamanlar var olan bağ, içinizde bukle bukle açıyor.

Naif bir Capote göndermesi kültürümüzün beslendiği kanallara işaret etmesi bakımından oldukça başarılıydı. Audrey Hepburn’ü ilk Tiffani’de Kahvaltı sonra da Roma Tatili ile sayfalarına taşıması çok hoştu yine.

Doktor Rükneddin Maraşlı, gramofondan bahsediyor. Şikâyeti de var. Sabah akşam aynı parçanın, Yesari Asım’ın, Akasyalar Açarken şarkısının çalmasından şikâyeti. Yani, müzik de var bol bol. Aslında bir devrin ideolojisini şarkılar üstünden çok güzel vurguluyor. “Cumhuriyet çocuğuyuz ya, eski devre ait ne varsa, gözümüzde değeri sıfır,” derken asla taraf değil. Alaturka müziğe bakışı böyle vurguluyor. Bir dönem yasaklandığını hatırlıyorum ben de. Hatırlıyorum dediğim, okuduğum bir şey bu, yaşadığım değil. Ve şarkılar evet. İstanbul, şarkılar olmadan işlenseydi büyük bir kayıp olurdu benim için. Unutmamış yazar. Şarkılar üstünden de anlatmış İstanbul’u. “Sarahaten acaba söylesem darılmaz mı? Darılmak adeti, bilmem ki, çapkının naz mı? Desem ki, ben seni... Yok dinlemez ki... Hiddet eder.”

“Hiç durma, onunla hemen evlen. Sevdiğin kız merhametliyse,” yıllar sonra bile değişmemiş. Bana uyar.

İstanbul mekanları romanda anlatılan, tamamen cumhuriyet İstanbul’u. Tarihi Yarımada hemen hemen hiç geçmiyor. Çünkü tüm kahramanlar cumhuriyet çocukları. Fatih’te yaşayanlar da yaşanan hayatlar da çok yabancı onlara. Dolayısıyla, asıl İstanbul, cumhuriyet İstanbul’unun dışında, terk edilmiş.

Türk filmlerinde bir konsept, bir klişe vardı o zamanlar. Başrollerdeki erkek ve kadın karakterlerin yanında yakın arkadaşları olurdu. Onların kendilerine ait hayatları olmazdı. Baş kahramanların hayatlarını yardımcı olarak yaşarlardı. Baş kahramanlar üzülürse onlar da üzülür, mutlu olunca onlar da mutlu olurlardı. Melodramlarda halkı filme onlar adapte ederdi adeta. İzleyiciler kendilerini baş kahramanlardan çok bu yardımcı karakterlerin yerine koyar, onlar da tıpkı bu yardımcı karakterler gibi kahramanlar için kâh ağlar kâh mutlu olurlardı. Kötülerle iyiler arasındaki bu oyuncular aslında izleyicinin vicdanlarıydılar. Bunu yakaladım ben. Biliyordum, bu kitapta da buldum.

Anadolu’dan göçmüş hali vakti yerinde insanlar kendi kültürleriyle geliyorlar. Geldikleri yerde kalburüstü olmaları, İstanbul’a gelince İstanbullulukları için yeterli olmuyor. Koydukları isimler ilk kuşak için böyle. Ama ikinci kuşaklarda durum tamamen değişiyor. Piraye ismine, Tiraje isminde bir kız kardeş, ben bunu gelenekten kopma olarak aldım.

İstanbul’da da gelenek var elbette. Kendi geleneği. Olmaz mı? İstanbulluluk geleneği. Cumhuriyetin ideolojisiyle onlar da çelişiyor. İsimleri, dinledikleri müzikler vs. Ama yeni cumhuriyetin yeni ideolojisini almaya daha yatkınlar.

Birçok edebi eserin adı geçiyor. Bir kısmı sözünü eden kahramanın hayatına uygun bir seçimken, bir kısmı anlatıcının konusuyla alakalı bir özdeşlik kurmak için kullanılmış. Piraye’nin başrolündeki Belgin Doruk’un kardeşini oynayıp hayatının dönüm noktası olan “Beyaz Zambak” filmi, ki böyle bir filmi bulamadım, Grigory Petrov’un, Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Atatürk'ün askeri okulların müfredatına koydurduğu kitabına bir göndermeydi benim için. Belki de yazarının aklında yoktu böyle bir şey. Tiyatro, resim gibi sanat dalları hem işlenen döneme ve dönem kahramanlarının yaşamına dair ipuçları vermek için hem de kurmacanın düğümünü çözmek için ustaca kullanılıyor.

Kitapta bazı isimlerin gerçekte var olanlardan alınması, bazılarının kurmaca için uydurulması sık sık Google araması yapmama sebep oldu. Çünkü kurmaca oldukça inandırıcıydı.

“Bebeğim ve Ben” kitabı vardı. Bir zamanlar annelerin el kitabıydı. Aynı konuda çok kitap basıldı sonra. Aynı isim etrafında dönüyordu. Ben ve bebeğim, sonra Gelişim ansiklopedi yaptı çok tutunca. Yazar bunu da unutmamış. Hoşluktu benim için bu da.

Serencebey yokuşunu çıkmayalı kaç koca yıl olmuştur kim bilir? Borcum olsun.

Keyfi adalet benim en korktuğum aksaklıklardan biridir. Yazar bu konuyu Nuriye Bostancı üstünden ustaca işliyor. Asla didaktik olmadan. Keyfi adalet yalnız günümüzün değil, her çağın en büyük belası oldu. Suç nedir? Cezası ne olmalı? İki tane sübjektif kavram yan yana. Bunların yanına, devlet gücünü eline geçiren kim olursa olsun, denetlenmesini engellemek için gerekli tedbirleri aldığında, sınırsız bir güce sahip olduğu gerçeğini ekleyin. Bunu sadece cinayetlerle alakalı almayın sakın. Her konuda ama her konuda her an her şey ters yüz edilmiş halde kendinizi devletin haşin adaletsizliğinin namlu ucunda bulabilirsiniz. Devletin de onun mekanizmalarının da dışında bulursunuz kendinizi. Harcar sizi devlet. Kafka’nın Dava’sı gibi neden suçlandığınızı bile anlayamazsınız.

Ara ara, bir Yeşilçam melodramının içinde buluyorsunuz kendinizi. Kitabı okurken hem derin bir araştırmayla verilen İstanbul ve romana konu olmuş kesimin hayatını öğreniyorsunuz hem de anlatıcıların romana soktukları yeni detaylarla katil kim sorusuna dönüyorsunuz.

Peki polisiye kısmı ne oldu, dediğinizi duyar gibiyim.

Bir okur bir kurmacaya başladığında önyargılı olur. Kurmacanın içine girmemek için bir direnç gösterir. Hele de bu bir polisiyeyse, bu direnç daha da katmerlidir. Kurmacanın matematiğinde olabilecek hatalar arar. “İllaki bir zayıf karnı vardır, onu bulmalıyım”ın peşindedir. Bu bir apriori değil elbette. Belki de benim okuma tekniğim böyle.

İşte bu direnci kırıldığı zaman okurun, sayfaları çevirmekten vazgeçer, içine girer kurmacanın. Benim direncim nerede kırıldı fark edemedim. Galiba romanın başlarında oldu bu. Çünkü yazar daha konunun başında sizi azgın, zaptı zor bir Ahal Teke’ye bindiriyor. Mahmuzluyor atınızı. Hemen her anlatıcının bir kurgusu var. Hepsine katılmasanız da, tabii ya, bu doğru galiba dedirten senaryolar okuyorsunuz. Bazen duygularınızda yanılıyorsunuz. Kötülere sempati iyilere antipati duyuyorsunuz. Güvenilmez anlatıcıları ayıklamaya çalışıyorsunuz. Bu da huzursuzluğunuzun artması, kitaba daha çok sarılıp okuma temponuzu arttırmanız demek. Bir şeyler kaçırmamaya çalışmak da, ayrı bir endişe oluyor. Zekice kurgulanmış polisiyelerde hep olur bu. Bu kitap tam da öyle işte.

Maddi olmayan psikolojik kanıttan söz ediyor Ülkü. Merak ettim ben de, hatta hissetmeyi kastediyor galiba diye düşündüm. Hissetmek nasıl kanıt olabilir diye de düşünmedim değil. Meğer kastettiği, Piraye’nin intihar etmeden evvelki haleti ruhiyesiymiş. “Çünkü,” diyordu Ülkü, “intihar etmeyi düşünen bir insan, gelecekle ilgili planlar yapmaz. Çünkü onun geleceği yoktur.”

Oldukça zekice yazılmış kitap sürükleyiciydi. Altınızdaki Ahal Teke’yi hatırlıyor, bu harika atı terletmek için mahmuzluyorsunuz. Tabii asıl terleyen siz oluyorsunuz. Her anlatıcı sizi bir oraya bir buraya savuruyor. Bir çöl fırtınasında yalnız olduğunuz hissine kapılıyorsunuz. Kerim Ülkü’nün finalde yaptığı çözümleme aklınıza gelmeyen öyle şeyleri mümkün kılıyor ki, çok terse yatacağınıza, hatta “yok daha neler. Bunlar da mı,” diyeceğinize garanti veririm. Bir de, Kerim Ülkü’ye alışsanız iyi olur. Çok bereketli bir dostunuz var artık.

Bir kurmaca yayınlandıktan sonra yazarından çıkar, okurun olur. Her okur yeniden üretir kurmacayı. Nihayetinde ben de bir okurum. Bu incelemem de benim okumam. Belki bir güvenilmez anlatıcı da benim.

Tavsiyedir. Polisiye sever olmanız da gerekmez. Çünkü zengin içerikli bir kitaba hangi okur hayır diyebilir ki?

Okumaya başlayın kitabı, her ara verdiğinizde içinizde oluşacak dantelli sehpaya koyma isteğine uyun ama. Dantelli sehpadan alıp devam etmek ne kadar da güzeldir. Bu kitaba yakışıyor.

NTV radyodan bu linki tıklarsanız, https://soundcloud.com/...eneryolu-cinayetleri Sevin Okyay'dan güzel bir inceleme dinleyebilirsiniz. Romandan bir bölüm okunması da cabası.
320 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Eser okuduğum en başarılı bilmece tarzında ki kitap olarak kütüphanemde ki yerini aldı. Konu başlangıcı ve ilerleyen sayfalardaki ipuçlarını okurken sürekli katilin profiline en yakın isme odaklanmaya çalıştım...
Kurgusu ile kapalı oda cinayetlerime muhteşem bir örnek...


Yazar her bölümü, şüphelilerin ağzından kaleme alarak, katilin ve kurbanın kişiliği hakkında farklı görüşlerin oluşmasına izin vererek, okurun olaylara tarafsız bakmasını sağlamaya çalışmış ve çok başarılı olmuş...

Kitap adından da anlaşıldığına üzere Kadıköy'ün Feneryolu mahallesinde,1969 yılında, ağaçlarla kaplı harika bahçesi olan bir köşkte geçiyor. Köşkün sahibi olan iş adamının Burhan Arsan'ın artist olan güzel karısı Piraye'nin intihar etmesi ve aradan geçen on üç yıl sonra komşu köşkte yaşayan Sermet kardeşlerden Maksude Hanımın ünlü dedektif Kerim Ülkü'ye yazdığı mektup ile saklanan bir sırrın açığa çıkmasını istemesi ile yeniden gündeme geliyor ve dava yeniden açılıyor...

Feneryolu cinayetleri ise, bu intiharın üstünden geçen on üç yıl sonra başlıyor. Arkasında delil bırakmayan katil, köşkte yaşayan herkesin tekrar sorgulanmasını sağlıyor...

Dedektif Kerim Ünlü ve polisiye roman yazarı olan dostu Faruk Arman ise sık sık bir araya gelerek 1969 yılında gerçekleşen intihar olayında cinayet masasının neleri gözden kaçırdığını ve mükemmel cinayet olabilir mi sorusunun üzerine kurulamaya çalışıp, sonradan işlenen cinayetlerdeki boşlukları doldurmaya çalışıyorlar fakat bunun çokta kolay olmayacağını, cevaplamaları gereken sorular arttıkça anlamaya başlıyorlar...

Kerim Ülkü zihninden geçenleri ne kadar dostu ile paylaşsa da emin olmadığı konularda ise alabildiğine ketum davranmayı başarıyor...

Kitapta geçen isimler çok hoş olmuş. Olayın geçtiği yerlerin tasvirler o kadar iyi yazılmış ki, kendimi köşkün terasında, üst katında ve komşu köşkleri gözetliyormuş gibi hissettim...


Bir intihar, bir aşk romanı ve ardından gelen cinayetler...
Bilmece çözüldüğünde ise gerçekten şaşıracaksınız...
Yazarın olayları birbirine bağlayışı ve kurgusunda ki zeka ise, kesinlikle takdire şayan...
320 syf.
·6 günde·10/10
Feneryolu Cinayetleri, polisiye edebiyat seven hiç bir okurun kesinlikle ıskalamaması gereken çok iyi bir polisiye örneği, belki de ileride bir klasik olarak anılacak denli iyi bir eser.

Gencoy Sümer'i ilk kez okuyorum, ama şunu söylemem gerekir; bu kadar sade, süssüz bir dille bu kadar ilgi çekici ve son sayfaya dek merak duygusunu gerçekten çok iyi bir şekilde ayakta tutabilen bir yazarın eserlerini takip etmek gerekir. Bence maharet budur: kitabı ilmek ilmek örüp okuraalan bırakıp onu da düşünmeye sevketmek, olayı salt heyecan duymanın ötesine taşımak ve ona gerçekten bir dedektif olma fırsatı vermek. Yazar, 21 karakterin ağzından olayı ve olayları aktarırken bizi de dedektif olmaya zorluyor, birilerinin başına gelmiş olayları okumak değil, o olayları çözmesi beklenen dedektiflerden birisi olmaya çağrıldığımızı hissetmeden edemiyoruz. İşin güzel tarafı, Kerim Ülkü ve Faruk Arman'la beraber ara ara ipuçlarını değerlendirirken yazar bütün düşünme süreçlerini, bütün adımları bize göstermiş oluyor. Ben bile kitabı okumadığım zamanlarda olayı düşünürken yakaladım kendimi. Kitabı hemen bitirmemek için özellikle ağırdan aldım, meraktan kıvrandım, ben de çözmek için uğraştım, ama olmadı, çözemedim kitabın sırrını. Final ise, hem çok şıktı, hem de çok, çok güzeldi.

Feneryolu Cinayetleri'ni okumayan herkese şunu söyleyebilirim: Çok şey kaçırıyorsunuz. Kesinlikle okumalısınız.
320 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Sevgili Gencoy Sümer'in yazmış olduğu Feneryolu Cinayetleri, zekice kurgulanmış akici bir dille yazılmış polisiye kitap sevenler için tavsiye edebilecegim güzel bir kitap. Kitap on üç yıl önce intihar eden film yıldızı Piraye Biricik'in aslinda intihar etmedigini, öldürüldüğünü söyleyen yaşlı bir kadinin ortaya çıkmasıyla başlıyor ve ünlü dedektif Kerim Ülkü'ye bu bilgiyi vermesiyle de farkli bir boyut kazaniyor. İşin icine emniyet birimleri de giriyor ve dava cinayet davasina dönüşüyor. Yaşlı Kadin katilin kim oldugunu bildigini söylüyor fakat kimligini aciklayamadan ölüyor. Artik bu gizemli olayi aydinlatmak Kerim Ülkü ve yakin arkadasi olan ünlü polisiye roman yazari Faruk Arman'a kaliyor. Fakat hiç bir seyin göründüğü gibi olmadığı entrika ve yalanların da işin içine karıştığı çok ilginç ve karışık bir davayla karsilasiyor kahramanlarimiz. Kitabin en güzel ozelligi ise intihar eden Piraye Biricik'in ölümüyle ilgili cevresindeki herkesin olayi kendi acisindan anlatması oluyor. Zaten acar dedektifimiz Kerim Ülkü de bu anlatilanlar dogrultusunda katilin kimligini belirliyor. Güzel bir polisiye kitapla okurlarını buluşturduğu için yazarimizin kalemine yüreğine sağlık. Agatha Christie okumayi sevenlerin bu kitabi da çok seveceklerine eminim.
320 syf.
·Beğendi·10/10
Akıcı ve sürükleyici bir roman. Çok kısa bir süre içinde okudum ve bitirdim.
Kurgusu muhteşem. Hikaye insanı içine çekiyor. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Polisiye severler, mutlaka okumalısınız.
146 syf.
·Beğendi·10/10
AİLE SIRRI / GENCOY SÜMER
Ünlü bilim adamı Sir Broderick Conway, evinin çalışma odasında ölü bulunmuştur.Geriye ise kapısı kilitli bir oda, bahçeye açılan bir kapı ve intikam içerikli bir not kalmıştır.Elde edilen ipuçları katilin evden biri olabileceğine işaret ediyordur.Kötü giden evlilik, başıboş bir yeğen, mirastan mahrum kalmış kızkardeş, işine taş koyulan bir meslektaş, ülkede çalışma izni biten ve eşi işten kovalan iki çalışan... Liste oldukça kabarık ve herkes birer şüpheli.Bilim adamının üzerinde çalıştığı son işi bir çok spekülasyona sebep olmuştur ve bu durumun ölümü sonrası daha da büyük sorunlara neden olabileceği düşüncesi ile Scotland Yard’a yapılan yoğun baskılar üzerine olaya dışarıdan müdahale edilir.Bu destek ünlü dedektif Percula Hoirot’ dan başkası değildir.Tüm detayları baştan incelemeye, tanıklarla tek tek görüşmeye başlar.Her açıdan dolayı ele alan dedektif yolun sonundaki karanlığı farkettiği anda ipler bir bir çözülmeye başlıyor.
•••
Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı.Feneryolu Cinayetlerini çok beğenmiştim şimdi ise Aile Sırrına bayıldım.Her detayı çok güzel saklanmış ve çözümü oldukça doyurucuydu.Aklınızda hiç bir soru işareti kalmıyor.Sonuna kadar herkesten az biraz şüphe ettiriyor.Ve sonunda bombayı patlatıyor.Ben çok severek okudum.Sevinerek söyleyebilirim ki başta bir kaç yeri bende dedektifimiz gibi farkettim ama ipuçları son olayda bağlayabildim.Anlatımı ve kurgusu çok iyiydi.Diğer kitaplarını ise en kısa zamanda okumayı hedefliyorum.Kesinlikle şans verilmesi gereken bir yazardır.Polisiye severlere içtenlikle söyleyebilirim.Türk yazarlarımızın arasında yeni bir nefes olduğunu düşünüyorum.
320 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Türk Polisiye romanları içinde bugüne dek okuduğum en düzeyli kitap Feneryolu Cinayetleri oldu. Dil ve kurgu açısından diğer tür romanlardan da üstün bulduğumu belirtmeliyim. Yıllar önce işlenen bir cinayetin soruşturulması, kitaba nostaljik bir arkaplan vermiş. Bu da okuyucunun romandan fazlasıyla zevk almasını sağlıyor. Karakterlerin analizi titizlikle yapılmış. Hikayenin olaya karışan kişiler tarafından (ki bunlar aynı zamanda cinayet zanlıları oluyor) anlatılarak ilerlemesi, karakter anlatımlarının inanılmaz keyifli olmasını sağlamış. Bir yandan gizemli bir cinayetin tedirgin edici izlerini takip ederken, diğer yandan da tatlı tatlı yapılan dedikoduları dinliyorsunuz. Karakterler galerisi oldukça zengin. Ancak, yazar bu kalabalık kadroyu okuyucunun kafasını karıştırmadan, onu yormadan yazıya dökmeyi başarmış. İsimler bile öyle titizlikle seçilmiş ki, hiçbirini diğeriyle karıştırmıyorsunuz.
Bu roman bir “katil kim” polisiyesi. Yani, okuyucuyu romanın sonuna kadar katilin kim olduğuna, bu cinayeti neden ve nasıl işlediğine odaklıyor. Dolayısıyla, kitaptaki her cümle işlevsel. Fuzuli sayılabilecek, gereksiz hiçbir ayrıntıya, tasvire, karakter analizine yer verilmemiş. Cinayetin bir "kapalı oda" gizemi olması da romanın ayrı bir özelliği. Klasik polisiyecilerin gözde konusu olan "kapalı oda cinayeti" neredeyse işlenmesi imkansız olan bir cinayeti ele alır. Bu romandaki cinayet de öyle. O yüzden yıllarca bunun bir cinayet olduğundan kuşkulanılmıyor. Ta ki, yaşlı bir kadın ortaya çıkıp bir aşk romanını kanıt olarak dedektif Kerim Ülkü'ye verinceye kadar.
Bir polisiyesever olarak bu kitabı beğenmemin önemli bir nedeni, ipuçlarının okuyucudan saklanmamış olması. Dedektifin elindeki tüm bilgiler okuyucuya da verilmiş. Ama, üstü örtülerek, gizlenerek. Ve bu büyük ustalıkla yapılmış. Romanı tekrar okuduğunuzda, aslında bütün hakikatin gözlerinizin önünde olduğunu, yazarın herşeyi açık açık anlattığını görüyorsunuz. Bu size kimi hatırlattı? Agatha Christie’yi değil mi? Ben bu kitapta, Agatha Christie’ye çok yakın bir ustalık gördüm. Beklenmedik finalini okuduğunuzda ve aynen Christie’de olduğu gibi, bitti zannettiğiniz halde aslında kitabın bitmediğini, asıl şok edici gerçeğin son sayfada, hatta son cümlelerde yattığını gördüğünüzde eminim siz de benimle aynı kanıyı paylaşacaksınız.
Kitabın kurgusu son derece ustalıkla ve akıllıca kurulmuş. Gizem, daha ilk sayfadan itibaren başlıyor ve sonuna kadar artan bir merakla devam ediyor. İnsanın bir kez eline aldıktan sonra, bitirmeden bırakamayacağı, bir solukta okuyacağı bir roman Feneryolu Cinayetleri. Sürükleyici, heyecanlı, gerilimli, akıl oyunlarıyla dolu ve hüzünlü. Gencoy Sümer’i kutluyorum. Umarım, polisiyeseverler ve genel olarak Türk okuyucusu bu kitaba hak ettiği değeri verir.
320 syf.
·4 günde·7/10
Feneryolu Cinayetleri tam bir Agatha Christie hikayesi tadında. Ben çok keyif aldım:) Kitapta bir çok karakter ile tanışıyorsunuz ve onların hepsi birer şüpheli. Olayları her birinin ağzından dinliyorsunuz ve bu aşamada aslında tüm ipuçları bir şekilde sizin önünüze sunuluyor, ama ben bu sefer çok beceriksizdim :)

Hah tamam "katil sensin" dediğim de onun o saatlerde bambaşka yerlerde olduğunu öğrendim. Başka birinden süphelendim ama bu sefer de bir diğer kişi geçmişte olanları anlattı ve o kişi ile ilgili bambaşka bilgiler verdi ve benim tüm kurgularım boşa çıktı. Velhasıl ben katilin kim olduğunu sonuna kadar anlayamadım :)

Umarım, dedektif Kerim Ünlü ve polisiye roman yazarı dostu Faruk Arman'ın yeni hikayeleri için çok beklemeyiz.
136 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Türkiye polisiyesinin yüz akı eserlerinden olan Feneryolu Cinayetleri, Gencoy Sümer'in edebiyatımıza güzel bir katkısı ve mutlaka okunmalı. Göl Kıyısındaki Ev, gizemli cinayet öyküleriyle yazarın Feneryolu Cinayetleri başarısının raslantı olmadığını ortaya koyan iyi bir çalışma.

Ülkemiz polisiyesinde hiç duyulmamış eserleri okumaya çalışırken kitapları yarıda bıraktığım çok oluyor. Bunu yapmamın ilk sebebi kesinlikle ifadelerdeki rahatsız edici kelime veya kalıp seçimleri. Yazarın özensiz bir şekilde ifade ettiği, cümleleştirdiği sözler, düşünceler yazının atmosferini kesinlikle kötü etkiliyor. Bu özensizlik yazarın yazarak anlatma yeteneğini çok geliştirememiş olmasıyla da ilgili olabiliyor, belki söyleyerek anlatsa çok iyi anlatabileceği bir olayı yazarak anlatırken kelime, kalıp seçimleri işleri değiştirebiliyor. İşte Gencoy Sümer bu anlamda dikkat çekici bir sadelik ve aynı zamanda bir ustalık hissi veriyor, benim açımdan önemli bir artı bu. Yazar aynı zamanda basit, yalın olayları ilgi çekici hâle de getirebiliyor. Polisiye öykü dediğimizde beklediğimiz şey yine bir öyküde bir gizem, bir sır, bir suç olması ve onun çözülmesi ise yazar bu kurguyu başarıyla kurabiliyor. Kitapta aksayan ve aslında kötü anlatılan tek öykü Yılbaşı gecesi adını taşıyor. Bu öykü gerçekten de gerekli derinliği, ilginçliği veya inandırıcılığı sağlayamadan bir anlamda çöküyor. Onun dışında öykülerin tamamı kesinlikle ilgi çekici, dikkat çekici, iyi anlatılmış, iyi kotarılmış çalışmalar. Bu öykülerden iki tanesi Feneryolu Cinayetleri kitabındaki karakterlerle ilgili olunca yazarın başarısı daha da belirgin bir hâl alıyor diyebiliriz. Kendi adıma kitabın en iyi öyküsü ise Kan Kokusu. Mükemmeldi!

Polisiye seven her okura Göl Kıyısındaki Ev'i öneririm.
136 syf.
·3 günde·10/10
On bir polisiye öyküden oluşan eserde, kapalı oda cinayetinden, masal kahramanlarının çok masum gibi görünen ve çocuklarımıza severek okuduğumuz hikayesinin deki katil cadıya kadar birbirinden gizemli öykülerin yer aldığı bu eseri okumanızı tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Gencoy Sümer
Unvan:
Yazar
Filyos’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra İTÜ İşletme Mühendisliği Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Polisiye Durumlar internet sitesini kurdu. Türkiye’nin ilk dijital polisiye dergisi Dedektif’i yayımladı. İlk polisiye romanı Feneryolu Cinayetleri 2017 yılında yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 137 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 61 okur okuyacak.