bugün 19 mayıs.. fırtınalı bir gecede, kendi başına aldığı bir kararla, imkansızlıklar içinde, gizlice ve canını hiçe sayarak çürük bir vapurla samsuna çıkan ve tek başına memleketi kurtaran şu meşhuur "süper kahraman" efsanesinin sene-i devriyesi.. hepimizin ilkokul yıllarından beri dinlediği şu tanıdık hikaye.. hitlerin propaganda bakanı goebbels, "yeterince büyük bir yalanı sürekli tekrar ederseniz, insanlar sonunda buna inanmaya başlar" demişti. haklıydı.. artık goebbels mi onlardan ilham aldı, yoksa onlar mı goebbelsten bilinmez; ancak kamalizm dininin ruhbanları o kadar fazla yalanı o kadar çok tekrar ettirdiler ki, bu süper kahraman senaryoları yüz senedir kapalı gişe oynuyor. Bu da o senaryolardan sadece biri.. neyse, "büyük bütçeli, pahalı bir prodüksiyon, emeğe saygı" dedik, bugüne kadar yuttuk, eyvallah (!) yalnız, bu süper kahramanımız da biraz kaprisliymiş zannımca.. zira anadoluya gitmek için nazının niyazının bini bir para. istek listesi ise epey kabarık: 2 adet binek otomobil, kafi miktarda benzin ve lastik, 15 bin kuruşluk maaş, fevkalade masraflar için ek ödenek, ve tüm bunlara ek olarak, 3 aylık maaşının peşin ödenmesi.. üstelik süper kahramanımız isteklerine anında cevap verilmediği için de bir hayli sitemkar. bir de şart koşuyor: eğer bu talepleri yerine getirilirse, kahramanımız lütfedip 3 gün içinde yola çıkacakmış.. peki, kaynak ne? genelkurmay başkanlığı.. bu "kaprisli" süper kahramanımızın harbiye nazırlığı ile günlerce süren yazışmalarının orijinal boyutlu vesikaları, genelkurmayın eylül 1952den beri yayımladığı "harp tarihi vesikaları dergisi"nin henüz 1. sayısında açıkça yer almaktadır. bu belgelere milli savunma bakanlığının resmi sitesinden ulaşabilir ve pdf olarak indirebilirsiniz. söz konusu dergiler günümüzde de ocak ve temmuz
Mustafa Kemal Atatürk

Amine

@Kalem_ve_Kelam
·
19 Mayıs gerçeği. Gelen yorumlara cevap vermeye gerek duymuyorum, çünkü neyi savunduğumun gayet farkındayım. Fikir özgürlüğü diye yırtınıyor bazıları işlerine geldiği vakit. Prim kasmak demiş bir hanımefendi! Bir davam ve bir yüzüm var hakikate dönük, elhamdülillah. Sözüm ona "prim kasmak", birilerine şirin görünmek için hem şu hem buyum demiyorum. Tarih bilgisi bir kaç sayfadan ibaret olanların düşünceleri de hükümsüzdür. "Deli"dedikleri adamın tırnağı kadar bu din namına çaba vermeyelerin sözleri ise hakikate kör olmaktan başka bir şey değildir! Hamd olsun Allah Azze ve Celle'ye ki hakikate açık kılmış gözlerimizi. Ya hem kör hem de birileri bizi dışlamasın, sevsin diye yüz değiştirenlerden olsaydık...
1000Kitap
"Kasnağından fırlayan kayışa kaptırdın mı kolunu alişim, daha dün öğle paydosunda arka üstü yatıp en yeşil bir dalın altından en mavi bir gökyüzüne bakmak ne iyi şeydi." Nazım Hikmet Ran
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Öyle büyük şeylerde gözüm yok hiç,küçük mutluluklar diliyorum; küçücük.. Ne zaman büyürüm ben? Ne zaman aklım başıma gelir Eylül. Sana olan hasretim, seni kucağıma alabilme ihtimalim neden bu kadar incitiyor beni.. Küçücüksün.. O kadar küçüksün ki gözümde. Kollarımdasın her gün, mis gibi kokun var burnumda. Zeytin karası gözlerinle her bakışında beni kendime getiriyorsun. O kadar küçüksün ki gülmek ne demek ağlamak ne demek bilmiyorsun.. Gücüm yetse tek damla akıtmam gözlerinden. Benim gözyaşlarım yeter ikimizede onu ağlatmayın desem kabul ederler mi? Etmezler değil mi!! Sen ağlama hiç. Ağlarsan bir gün mutluluk gözyaşların olsun akanlar. Yüreğin hiç incinmesin. Sevgiye dair, dünya gözüyle görebileceğin tüm güzelliklere dair yüreğin hep umut dolu olsun. Kimseler alamasın senden umutlarını. Kurduğun tüm hayaller gerçek olsun zaman alsın elbet kıymetini bil, hayırlısı olsun Allahım demeyi zamanla birlikte beklemenin de güzellikleri olduğunu bil ama sonu hep yüzünü güldürsün. Yaş aldıkça güzelleş, Kalbin hiç karalarla kirlenmesin. Yüreğine acı hiç değmesin isterdim ama hayat bazen sandığımız kadar tozpembe olmuyor kızım. Olmaz dediğin ne varsa hepsini bir bir yaşıyorsun ve en kötüsü de dayanamam dediğin ne varsa dayanıyorsun. Yüreğim buna dayanmaz diyorsun ama öyle bi güçleniyorsun ki dimdik durabiliyor oluşuna sen bile şaşıyorsun. Şöyle bi durup bakıyorsun etrafına hayatta bunca güzel şey varken neden güçlü görünmek zorunda olduğunu sorguluyorsun ama bunu yapmaktan da geri kalmıyorsun. Kimse o zayıf yanlarını görsün istemiyorsun. Sabaha kadar ağlayıp şiş gözlerini boyalarla kapatacak gücün olunca kapatıyorsun ama bazen ona bile gücün yetmiyor ve herkes neyin var dediğinde uykusuzum diyip geçiştiriyorsun. Hayat böyle işte.. Bir gün kavuşursak sana anlatacağım çok şey var
BÖLÜM 1: "Nizam Olacak Arkadaş!" Kazım, üzerine iki beden büyük gelen güvenlik ceketinin kollarını yukarı kıvırdı. Köyde koyun otlatırken taktığı eski kasketi çıkarmış, yerine üzerinde "GÜVENLİK" yazan o parlak şapkayı oturtmuştu. Aynada kendine bakıp bıyığını sıvazladı. "Tamam işte," dedi kendi kendine. "Şimdi oldu. Devletin bekçisi olduk sayılır." Aslında bekçi de değildi; altı üstü plazanın katlarını gezip "aykırı bir durum" var mı diye bakacaktı. Ama Kazım için bu, hudut beklemek gibi bir şeydi. Cebinden sarı bir bakkal defteri çıkardı, yalanmış bir kurşun kalemle ilk notunu düştü: "Sabah sekiz buçuk. Kapıdaki kız boyanmış yine. Düğüne gider gibi işe gelinmez. Not edildi." Koridorun başında dikildi. Elleri arkasında, omuzları dik, sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi etrafı süzüyordu. O sırada iki genç çalışan kahve makinesinin başında gülüşerek konuşuyordu. Kazım, ayağındaki ağır postalları yere vura vura yanlarına gitti. "Hışt! Ne gülüyonuz ulan?" Gençlerden biri şaşkınlıkla baktı. "Şaka yapıyoruz Kazım Abi, hayırdır?" Kazım kaşlarını çattı, telsizini kemerinde düzeltti. "Şaka makinada yapılır, burada iş yapılır. Burası laf yeri değil, ekmek teknesi. Dağılın bakayım, müdür bey duymasın. Adamın asabını bozmayın." Gençler söylene söylene uzaklaşırken Kazım arkalarından tükürür gibi yaptı. Hemen defterini açtı: "Pazarlamadaki uzun çocukla yanındaki kız fıs fıs konuşuyor. Şirketi çekiştiriyorlar herhalde. Müdür beye çıtlatılacak. Bunlar tehlikeli tip." Kazım aslında kimin ne dediğini tam anlamıyordu. "KPI", "target", "deadline" gibi kelimeler ona küfür gibi geliyordu. "Kesin gizli kapaklı iş çeviriyorlar," diye düşünüyordu. Asansöre bindi. İçerideki aynada kendine bakıp selam verdi. "Nizam olacak arkadaş," dedi kısık sesle. "Başıboş bıraktın mı, buralar hep
Anam bile şiir yazdığım için bakmadı yüzüme.. Yalnız bir öğle üstü sofrada, ölüm Mukaddermiş dedi.. Halbuki yaşamak alnımın yazısı.. Rüştü Onur
Alıntı
Dolunay Yazıları | İstanbul'da Gün Yarısı
Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım. Dolunay belirince de yazmak için defalarca dosya açıp, yazıp, sildim. İnsan o kadar çok vakıa görmüşken hangisinden nasıl bahsedeceğini bilemiyor. Yine de okuyanları da bir nebze olsun İstanbul havasını teneffüs ettirmek, onlara bu zevki tattırmak gayesiyle bir günün yarısını burada paylaşmayı uygun gördüm. Berat Kandilimiz mübarek olsun. Mehmet Samsakçı ile buluşmak için çıktığımız katlarda yahut Yusuf için katları dolaşırken sınıfların içerisindeki portrelere yahut koridordaki isimlere fotoğraflara bakıyorduk. Tanıdığımız isimlerin olması ya da bir dersliğin Fuzuli bir diğerinin Tanpınar şeklinde isimlendirilmesi ikimizi de güldürmüştü. Acaba koridorda yer alan Türk isimlerin hepsi bu fakülteden geçmiş miydi diye birbirimize sorduk. Sonrasında aklımıza ODTÜ’deki matematik koridorlarında da Fourier’in yer aldığı ve kendisinin ODTÜ henüz kurulmadan öldüğü gelince bu ihtimali de göz önünde bulundurduk. Tebessümle ilerleyerek Mehmet hocanın odasını bulduk. Sebepsiz bir şekilde girdiğimiz sınıflarda ya da koridorda iken gülmek istiyordum. Belki Mehmet Hoca’nın sesini her daim kulağımda; videolarından, podcastlerinden onlarca kez duymuşken şimdi bu sesin koridorda yankılanmasıdır beni gıdıklayan. Odanın önüne vardığımızda ki odasına girmeden önce bir başka kapıdan giriliyor ve bu kapının girişinde hemen sağda yer alıyordu. Aynı şekilde ilk kapının devamında ve solunda da birer oda vardı. Dışarıdan görebildiğimiz kadarıyla Mehmet Hocanın odasında başkaları vardı. Onların da sesleri geliyor ve dışarıdan turuncu kızıla çalan saçlı bir kadın gözüküyordu. İlgincime gideni ise odada sigara içmeleriydi. Biz Yusuf’la, Mehmet hocanın misafirleri olduğundan içeri girmeyi erteledik, koridorda bekledik. Mehmet Hocanın kapısı kapanınca da kapıyı