"Çok eskiden yaşadım bu anı ben" Dersiniz şaşkınlık içinde. İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven, Birden güneş vuran pencere, Ve tam sırasında tiren düdüğü . . . İşte böyle gelmişti siz dünyada Değilken bir gün öğle üstü Bu renklerle bu sesler bir araya.
Sayfa 327·Kitabı okudu
Öyle günler yaşıyoruz ki bir halk deyiminin çok iyi belirttiği gibi, kurdu kuzudan ayırmak güç oldu. Bugün, öğle üstü, okumaktan yorulup şöyle bir çıkıp dolaşayım, dedim. Sokaklar ıssız ve loş. Bir gariplik olduğunu sezinledim. Tüm dükkânlar, mağazalar kapalıydı. Öğrendim ki solcu teröristlerin yıldırması sonucu esnaf kepenk açmamış bugün. Üzerinde düşünülecek bir olay. Düşünüyorum. Her zamanki gibi, olaylara dışardan bakan biri olarak düşünüp, değerlendirmeye çalışıyorum. Roland Barthes'ın dediği gibi, "Bir köle değilsen, bir işbirlikçi değilsen, bir tanık değilsen, bir iktidarla ne gibi bir ilişkin olabilir?" Benim de hiçbir ilişkim yok. Ne iktidarla, ne muhalefetle. Ne teröristlerle, ne esnafla. Dolayısıyla olaylara dışardan bakabiliyorum. Baktığımda da şunu görüyorum: içinde yaşadığımız durum İonesco'nun Kel Şarkıcısına benziyor. Ya da İkili Sayıklama adlı oyununa. Kafka'nın saçma dünyasında yaşadığımızı da söyleyebiliriz. Eğer Dostoyevski'nin adını, özellikle Ecinniler'i (ki bu kitabın adını İblisler diye çevirmek daha doğru olurdu) düşünerek anmadımsa bunun bir nedeni var: bizimkilerde metafizik saplantı yok. Bir insanı "doğal bir biçimde" öldürüyorlar. Tedhişçiler arasında intihar ya da "itiraf" olaylarıyla karşılaşılması bu dediklerimi doğrular nitelikte. (Bu konuda Albert Camus'nün Rus teröristlerin yaşamından esinlenen Doğrular adlı oyununa bakınız.) Salah Birsel'in Kurutulmuş Felsefe Bahçesi'nde okuduğuma göre Clébert (Colbert?), "Çorbanın yokluğu yıkımdır" dermiş. Eh, bugün birçok evde çorba tenceresi kaynamadığına göre, yıkıma biraz daha yaklaştık. Ben, ünlü bilgin Jean Rostand'ın dediği gibi, "Kendini boğazlatmayacak tanıklara inanıyorum." Ama kurtla kuzuyu ayıramadığımız gibi, doğru söyleyen tanıkla, yalancı tanığı da birbirinden ayırmakta güçlük
Sayfa 105
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Semaver/Sait Faik Abasıyanık
Stelyanos Hrisopulos Gemisi, Burgaz Adası’nda fakir, yaşlı bir Rum balıkçı­nın, ailesinden hayatta son kişi, hayal gücü denizler, balıklarla beslenmiş ve on iki yaşlarında torunu Trifon’un yaptığı, bir metre uzunluğunda, beya­za boylı, yelkenli bir gemidir; küçük bir kotra. Bir öğle üstü denize indiri­lir. Burgaz’ın bütün çocukları pusudadırlar. Gemi hafif yana yatmış pupa giderken, soba borusundan yapılmış bir top, çamların içinden patlar, atı­lan taş, geminin yanına isabet eder; bu taşı ötekiler izler.
Annemi kaybetmemin acısının henüz taze olduğu beşinci sınıfta ise, oturduğumuz sıralar belirli olduğu için, her öğlen yemekhanede Laney'in yanına oturmak zorunda kalırdım. Ben, hiç de iştah açıcı olmayan sıcak yemeğimi didiklerdim. Laney ise pembe pastel boya rengindeki beslenme çantasını açar ve annesinin onun için hazırladığı yemek ziyafetiyle herkesi etkilerdi. Şirin şekillerde kesilmiş sandviçler, ev yapımı kurabiyeler, üstü süslü kekler... Tüm bunlar yoğun sevgiyle hazırlanmış olurdu ve çocuk yemeklerinin başyapıtlarından oluşan saklı birer hazine gibiydiler. Ama beni asıl mahveden, notlardı. Annesi tarafından yazılmış bir notun olmadığı hiçbir öğle yemeği yoktu. Laney'in yüksek sesle okuduğu bu mektupların kenarlarında şapşal çizimler olurdu. Notun alt kısmına, etrafında kalp çizimleri olan "Sevgiler, annen" yazısına gözlerimin kaymasına karşı koymaya çalışırdım. Yoksa o kadar üzülürdüm ki yemek bile yiyemezdim.
Sayfa 14·Kitabı okudu
“‘Çok eskiden yaşadım bu ânı ben’ Dersiniz şaşkınlık içinde. İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven, Birden güneş vuran pencere, Ve tam sırasında tiren düdüğü... İşte böyle gelmişti siz dünyada Değilken bir gün öğle üstü Bu renklerle bu sesler bir araya. Yaşamak anımsamak mıdır yoksa? Sanmam, biz de bir sestik belki Birileri için yıllar önceki Şaşırtıcı karşılaşmada.”
Sayfa 102·Kitabı okudu
Şiir
Ey sevgili yalnızlık Senin günübirlik sokaklarında Dopdolu bir öğle Bir kuş serpintisini, ölümün Canevine sürgün götürüyor