• NEDEN OKUYALIM?
    Insan, eyleyen bir varlıktır, sağlıklı eylem için bilinç gerekir, zira bilinçsiz eylem insanı karmaşaya sürükler; bilinç için ise bilgi gerekir. Peki, bilgi için ne gerekir? Bir tek sey: Öğrenmek. Şu da sorulabilir: Öğrenmek için ne gerekir? Hedefi öğrenmek olan bir çaba! İnsan hedefsiz öğrenemez mi? Tabii ki öğrenir; ancak bütün
    bilgiler nihayette hikmete ulaşmak içindir. Eğer bilgi yolculuğumuz bizi hikmete ulaştırmıyorsa, hep bir yarım kalmışlık, hep bir tatminsizlik içindeyizdir. Şartları tartışılır, konuşulur, fakat insan okumadan sağlıklı bilgiye ulaşamaz ve dolayısıyla hikmete de...
    "Bilinçli okuma" eylemi tedavülde olmadığı müddetce, bilgiye, ilime ve dolayısıyla hikmete erişme yolunda savrulup duracağız demektir.
    Dursun Ali Tökel
  • Albert Camus '' çağdaş insanı tanımlamam gerekirse, gazete okur ve çiftleşirdi derim '' diyor. Çok billurlaştırılmış bir tanım belki, ama gerçekten de çağdaş insanın ilgi ve duyarlılık alanını bundan daha keskin ve çarpıcı olarak belirtmek güç. Belki 1940' lı ve 1950' li yıllarda çağdaş insan gazete okuyordu, ama bugün hele de - bizim gibi ülkeler de - gazeteye bakıyor. Gazeteyi, başkalarının apış arası serüvenlerini öğrenmek; günlük falında geleceğe ilişkin ipuçları bulmak; bulmaca çözerek bilgi ve kültür düzeyini sınamak ve geliştirmek; futbolcuların cinsel yaşamlarıyla gol yüzdeleri arasındaki ilişkiyi görmek; devlet büyüklerinin vecizelerinden, ükesinin büyük başarıları hakknda derin bilgiler edinmek; bu arada da 'iki başlı Samsun kirası ' yaklaşımıyla, her gün biraz daha yoksullaşan evinin tencere - çarşaf eksiğini tamamlamak için alıyor.
  • -Diyelim ki aradığım cevapları buldum. O zaman o sistem dediğin şeyden kurtulmadan nasıl kendim olacağım? Sonuçta o sistemin içinde yaşamak zorundayım, öyle değil mi?

    - İyi bir soru sordun Bay Çaylak. Bu sorunun cevabını bula bilen kimseyi tanımıyorum ama en azından bu sorunla baş ede bilmeyi öğrenmiş birçok kişinin var olduğunu biliyorum. Ben sistemden bu sahilde yüzerek kurtulacağım. Sen istersen bir dağa çıkıp tek başına keşiş hayatı yaşayarak kurtulmaya çalışabilirsin. Tabii eğer birkaç aydan fazla hayatta kalmayı başarabilirsen. Bence biraz kitap okumalısın. Felsefe tarihi kendi gerçekliğini ararken buldukları cevapları tüm insanlıkla paylaşan düşünce insanlarıyla dolu, onlardan bir şeyler öğrenmek işini kolaylaştırabilir. Ama ben sana şunu söyleyebilirim ki; duygular ve düşünceler özgür olmadan fiziksel özgürlük imkansızdır. Bazıları kendilerini fiziksel olarak özgür sanırken kendilerine ait olmayan bir hayatı yaşarlar. O zaman yarattıkları o sahte hayat onların hapishaneleri olur.
  • Her şeyiniz var ama “çocuklar gibi” bir çocukluğunuz yok. . .

    Doğru... Cehennemi bir hayat. . . Ecnebî dadıların hegomanyası altındayım, bes yaşıma kadar bana bakan Macar Yahudisi Frau Katie, diplomalı ve iddialı bir bakıcı.
    Aşırı bir disiplin merakı var, benimle yalnızca Almanca konusuyor. Katie’den ana olunca anadilim de neredeyse Almanca oluyor.

    Sonraları, bir hayli zaman Türkçe konusurken zorlandım; anadilimi öğrenmek epey zamanımı aldı, çok çaba sarf ettim.
  • Fanteziden Bilimsel Gerçekliğe: Uzaydan Gelen Konuk

    Isaac Asimov’un önderliğindeki derleme, ilk olarak Ant Yayınları tarafından 1971 yılında ‘Dördüncü Güneş’ ismiyle okuyuculara sunuldu. Tonguç Erden’in çevirisi ile dilimize kazandırılan eser, 12 yıllık aranın ardından İlgi Yayınları aracılığıyla 1983 yılında tekrar görücüye çıktı. Yeni adı ‘Uzaydan Gelen Konuk’ olan derlemenin bu seferki çevirisi ise Dicle Yıldırım’a aitti. Derlemenin yeni baskısında dikkat çeken iki nokta vardı. İlki, kapak görselinde kendisine yer verilen uzaylı türünü 1982 yapımı E.T. filminden tanıyorduk. Ancak kitap, okuyucuyu bu görselle yanlış bir beklenti içine sokuyordu. Nitekim seçkide E.T. ile ilgili bir öykü yoktu. İlgi Yayınları’nın bu tercihi, sonsözdeki şu paragraflarda gizli olabilir:

    “Uzay gezileri ve uzayın fethi ile ilgili olarak Türkiye’de bugüne kadar yayımlanan kurgu-bilim türündeki kitapların birçoğu genç beyinleri insancıl amaçların dışında şartlandırıcı ve yapıcı olmaktan çok yıkıcı niteliktedir. İlk kez elinizdeki kitapla yayınevimiz, bambaşka bir anlayış ve ruhta yazılmış, eğitici ve yapıcı nitelikteki uzay hikâyelerinden bir demet sunmaktadır.”

    Dikkat çeken ikinci nokta ise kapaktaki kocaman ‘Isaac Asimov’ yazısı. İlk defa okuyacak ya da kitabı alacak biri, kitabın Asimov’a ait bir roman ya da derleme olduğunu düşünebilir. Oysa derlemenin içindeki öykülerin sadece biri Asimov’a ait. Bu öykü de yakın zamanda İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasiklerine dahil ettiği ‘Ben, Robot’ kitabındaki ‘Kayıp Robot’ adlı öykü.

    Sovyet Kozmonot Y. Gagarin’in uzaya çıkmasından ve Amerikalı astronotların Ay’a ayak basmalarından sonra çağın bilimkurgu yazarları ise bildikleri en iyi şeyi yaptılar; Fanteziyi bilimsel gerçekliğe dönüştürdüler. Kitapta toplam 8 yazardan 9 harika öykü bulunuyor. Murray Leinster, Isaac Asimov, John Wyndham gibi yazarlar sizi uzayın derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

    İlk Karşılaşma – Murray Leinster

    Teknolojik açıdan iki eşit tür uzayın derinliklerinde karşılaşır. Birbirleriyle iletişime geçen türler bir anlaşmaya vararak tanışmak ister. Yapılan karşılıklı ziyaretler sonrası iki taraf da her konuda birbirlerine benzediklerini keşfeder.

    Kayıp Robot – Isaac Asimov

    27. Asteroid Üssünde, başka gezegen için tasarlanmış bir robot kaybolur. Kaybolan robotu bulmak için çalışan ekip en sonunda Dr. Susan Calvin’i çağırmak zorunda kalır. Dünya’dan ilk defa ayrılan Dr. Calvin, kayıp robotu bulmak için tüm robotları kapsayacak şekilde birkaç test uygulamaya başlar.

    Uzaydan Gelen Konuk – John Wyndham

    Forta gezegeni sakinleri, yaşanamaz hale gelen dünyalarını terk etmek zorunda kalırlar ve tasarladıkları kürelerle uzayın dört bir yanına dağılırlar. Yeni bir gezegen bulma arayışındaki türe ait bir küre Dünya adlı gezegene iniş yapar. ‘Uzaydan Gelen Konuk’ adlı bu öykü, insanlardan çok daha küçük boyutlara sahip uzaylı türünün yaşadıklarını anlatır.

    Ölü Gezegen – Edmond Hamilton

    Gemileri arıza yapan Tharn ve ekibi, bilmedikleri bir gezegene iniş yapar. Tamamen soğuk ve buzla kaplı gezegene ayak basan mürettebat burada hiçbir canlının yaşayamayacağı düşüncesinde hemfikirdir. Arızalanan gemilerini onarmak için madene ihtiyaç duyan ekip, yaptıkları araştırmalar sonunda ‘Ölü Gezegen’ dedikleri bu yerde bir zamanlar kendileri gibi bir türün yaşadığını öğrenmek üzeredir.

    370 Yıllık İnsan – J. T. McIntosh

    Otomatik Hava Kontrol Sistemi olarak adlandırdıkları AWC Makinesinin bozulmasıyla Psit’liler zor durumda kalır. Makineleri hiç bozulmayacak şekilde tasarlayan Psit’liler, tamir işlerinden anlamamaktadır. Sorunun çözümü için gezegenlerindeki tamir işlerinden anlayan tek Dünyalı John Smith’le iletişime geçerler. Öykü, John Smith’in durumla ilgili bilgi alırken gezegende kendisinden başka bir Dünyalı daha olduğunu öğrenmesiyle ilginçleşir. Zira diğer Dünyalı 1850 yılında bir gemi kazasından kurtarılarak dondurulmuştur.

    Grenville’in Gezegeni – Michael Shaara

    Yıldız Servisinde çalışan Wisher ve Grenville, yaptıkları keşifler sonucu yüzeyi tamamen suyla kaplı bir gezegen bulur. Keşfettikleri gezegeni gözlerken iki küçük adaya rastlayan ikili, örnek toplamak için kara parçasına inmeye karar verir. Suyu, havası ve bitki örtüsüyle Dünya ile benzerliği üst düzey olan bu gezegende canlı hiçbir varlığın olmaması Wisher’ı rahatsız etmeye başlamıştır. Kendilerini en başından beri fark eden gezegen sakinlerinden habersiz çalışmalarını sürdüren Wisher ve Grenville, gezegenin sırrını daha sonra öğrenecektir.

    Anahtar Deliği – Murray Leinster

    Daha önceki seyahatlerinde karşılaştıkları Ay yaratıkları ile sürekli savaş halinde olan Amerika, sonunda Ay’a üs kurar. Bir müddet sonra Washington’dan bir emir gelir. Tüm Ay yaratıklarının yok edilmesi ve bu yok edilme kampanyasının sonuca ulaşması içinse yavru bir Ay yaratığının yakalanarak kendi halkına karşı kullanılması gerekmektedir.

    Uzayda Bir Yılbaşı – John Christopher

    Derlemenin en kısa öyküsü olan Uzayda Bir Yılbaşı, Binbaşı John’un Ay’a yaptığı yolculuk sonrası Doktoru tarafından kendisine Kırmızı sağlık kartının verilmesini anlatır. Binbaşı John’un aldığı kırmızı sağlık kartı, bir daha yolculuk yapamayacağını ve hayatını, Ay’da sürdürmesi gerektiğini belirtir.

    Dördüncü Güneş – V. Krapivin

    Beş kozmonot, öncekilerden çok daha elverişli olan Sarı Gül adını verdikleri bir gezene gider. Bu gezegende hayatın yaşanılır olması içinse ısıya ihtiyaç vardır. Çünkü gezegen bütünüyle buzla kaplıdır. Kozmonot Sneg’in fikri ile gezegene 4 yapay güneş tasarlanır. Biri hariç diğer üç güneş çalışır. Eksik güneşin sorun olmayacağını düşünen ekip, tekrar dönmek için hazırlanır. Öykü, üç güneşin yeterli olmayacağını düşünen kozmonot Sneg’in zor kararına, onu bekleyen kardeşine ve bir çocuğun hayalini gerçekleştirmek için ismini değiştiren kozmonot George’a yoğunlaşır.

    kaynak: https://www.bilimkurgukulubu.com/...uzaydan-gelen-konuk/
  • Türkiye'nin işçi sayısını resmi istatistiklerimizden öğrenmek güç, işsiz sayısını öğrenmek ise, imkânsızdır. Yalnız İstanbul şehrindeki işçi sayısı 90-95 bin kadardır. İşsizlerin sayısını kesin olarak tespit etmek mümkün olmamakla beraber %5 tahmin hatası ile yalnız İstanbul şehrinde 12 bin kadar işçinin devamlı, 8 bin kadar işçinin de yarı işsiz olduğunu söyleyebiliriz.
    İşsizliğin sebeplerinden başlıcası, işverenlerin, kanunla yasak edilmiş olmasına rağmen hileli lokavt usullerine başvurmasıdır.

    ESAT ADİL (Gerçek, sayı 3, 1 Mart 1950)