Dünya döndükçe güncelliğini asla kaybetmeyecek, her neslin dönüp dönüp kendinden bir şeyler bulacağı muazzam bir Rus klasiği bitirdim. Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ı, sadece eski ve yeni kuşağın çatışmasını değil; bir toplumun, değerlerin ve inançların kökten değişimini o kadar duru bir dille anlatıyor ki hayran kalmamak elde değil.
Kitabın kalbinde, edebiyat tarihinin en ikonik karakterlerinden biri olan Bazarov var. Kendini her türlü otoriteyi, geleneği ve duyguyu reddeden bir "nihilist" olarak tanımlayan bu genç tıp öğrencisi, arkadaşı Arkadiy ile birlikte onun gelenekçi ailesinin yanına gidiyor. İşte o andan itibaren; geçmişe tutunmaya çalışan fedakar babalar ile dünyayı baştan yaratmak isteyen, her şeye meydan okuyan o öfkeli oğulların çarpışmasını izliyoruz.
Turgenyev’in en sevdiğim yanı, bu çatışmada asla tek bir tarafı haklı çıkarmaya çalışmaması. Ne babaları tamamen haklı bulabiliyorsunuz ne de oğulların o katı mantığına tamamen sırt çevirebiliyorsunuz. İki tarafın da yalnızlığını, sevgisini ve birbirini anlama çabasındaki o çaresizliği okurken insanın içi burkuluyor. Hele o Bazarov’un her şeyi rasyonalize eden buz gibi mantığının, aşk ve ölüm karşısında nasıl eğilip büküldüğünü izlemek muazzam bir karakter analiziydi.
Klasik Rus romanlarının o göz korkutan ağır havasından çok uzak, su gibi akan, çok katmanlı ve sarsıcı bir kitap. Dönemler, fikirler ve modalar değişse de evdeki o "baba-oğul" masasının kavgalarının hiç değişmediğini görmek acayip bir deneyimdi. Mutlaka okunmalı.