Anatole France, Tanrılar Susamışlardı (Les Dieux ont soif) romanını 1912 yılında kaleme alır. Birinci Dünya Savaşı’nın neden olacağı büyük yıkımı önceden sezen yazar, sadece Fransa tarihini değil, dünya ülkelerinin toplumsal düzenini değiştiren “Büyük Devrim”i konu alarak, “özgürlük-eşitlik-kardeşlik” ilkelerinin ardında insanlık onurunun nasıl çiğnendiğini bize anımsatma gereğini duyar. Romanın tarihsel çerçevesini “Convention” denilen, 21 Eylül 1792-26 Ekim 1795 yılları arasında ülkenin yönetiminde söz sahibi olan “Kurucu Meclis” dönemi oluşturur. Romana damgasını vuran, 1793’te başlayıp 1794’te Robespierre’in idamıyla sona eren, tarihçilerin “Terör” olarak nitelendirdikleri, şiddetin doruk noktasına çıktığı zaman dilimidir. Roman kahramanı olarak inceleyeceğimiz kişi ise yazarın diğerleri arasında öne çıkardığı, devrim sürecini, iz bırakacak olayların önlenemeyen akışını onun bakış açısıyla yansıtmaya çalıştığı başkişi konumundaki Evariste Gamelin’dir.
Evariste, kralın bıçakçılığını da yapmış olan küçük bir kentsoylunun oğlu olup, annesiyle yaşamaktadır. Tanınmış sanatçı David’in öğrencisi olan bu ressam, Pont-Neuf bölgesinden sorumlu devrimci Denetim Kurulu’nun da bir üyesidir. Yazar, onu bize tanıtırken önce yoksulluğuna vurgu yapar. İçinde bulunduğu durum, ona, kapı kilitleme alışkanlığını bile unutturmuştur. Annesi kapıyı sürgülemeye kalktığında “’Ne diye sürgülüyorsun sanki? Hırsızlar, örümcek bağlamış tuvalleri çalmaz, benimkileri çalmaları için de hiçbir sebep yok’ diyordu. Resme ilk başladığında yaptığı tuvalleri atölyesinin duvarına dayamıştı. Bunlar kalın bir toz tabakasıyla kaplıydı.”(1) Yaratıcı olmak ister, oysa, geçimini sağlayabilmek için, yeteneğini hiç ortaya çıkarmayan ısmarlama resimler yapmak zorundadır. Para kazandıracak bir buluşun peşindedir,