Bir gezi kitabı olmasına rağmen kitap, sadece mekanları, Balkan coğrafyasının güzelliklerini anlatmıyor. Kitabın beni en çok etkileyen yönü toplumun genlerine işlemiş, insana saygıydı. Yazarın sosyal hayata ve insanların davranışlarına ilişkin gözlemleri insana ne kadar saygı gösterildiğini ve asıl değerli olanın insan olduğunu çok güzel bir dille anlatıyor. Malesef bu değerler bizim toplumumuzdan hızla uzaklaşıyor, belki de çoktan uzaklaştı.
Toplumu güzelleştiren insandır, insanca yaşamaktır. İnsana saygı göstermektir. İnsana saygı gösterilmeyen bir yerde huzurdan, birlikte yaşamaktan söz etmek anlamsızlaşır. Bu kitapta, insana ve topluma saygının, bana göre, en asgari ölçütlerinden olan yere tükürmeme/çöp atmama gibi örnekleri görünce sokağa çıktığımda etrafıma daha fazla dikkat etmeye başladım. Gözlemlediklerim beni, ülkemiz adına umutsuzluğa itti.
Toplum olarak kendimizi dünyanın geri kalanıyla kıyaslama ve üstün olduğumuzu düşünme gibi bir eğilimimiz var, geçmişimizin verdiği bir özgüven sanırım. Balkan ülkeleri, birçoğumuz için atalarımızın bir zamanlar yaşadıkları topraklar sadece. Oradaki yaşam, insanların toplumsal ilişkileri bizim için bir anlam ifade etmiyor. 3-5'er milyonluk ufacık ülkelerle koca 80 milyonluk ülkemiz gelişmişlik, insan hakları, toplumsal değerler açısından kıyas bile kabul etmez kimilerine göre. Ama öyle olmuyor işte. Birçoğumuzun belki haritada yerini bile gösteremeyeceği bir Balkan ülkesinde bizzat şahit olduğum bir olay: Yolda çok da yavaş olmayan bir hızda arabayla ilerlerken karşıdan karşıya geçmek isteyen yayaları geç farkeden ve durup yol veremediği için özür dileyen bir insan. Kitapta insana saygı ve yaşanabilir bir toplumla ilgili
oradaki insanların ne kadar hassas ve düşünceli olduklarını görüyoruz. İnsana sırf insan olduğu için