Bana öyle geliyor ki, dünya tarihi, insanların en şiddetli, en kör arzusu olan unutma arzusunu yansıtan bir resimli kitaptan başka bir şey değil. Her yeni kuşak bir önceki kuşağın en önemsediği şeyleri yasaklarla, susup geçiştirmelerle, alaylarla yok etmiyor mu ?
Kitabın önsözü ; İçimizde yaşayan gerçek Martı Jonathan’lara….
Herkesin hayatında yapmak istediklerine,potansiyellerini baltalayan insanlar muhakkak olmuştur. Realist düşüncelerini heybelerine almışlardır ne zaman bir hayal ile karşılaşsalar heybelerinden çıkarırlar o hayali tarumar edecek sözleri.
Tek amacımız sorgulamadan yaşamak mı ? Doğamızın sınırlarını bilerek, öğrenmeye merakımız köreltilerek. Mükemmeliği sınırlandırarak. Aslında mükemmeliğin sınırlarını olmadığından bahsediyor yazar. Mükemmel o andır. Sadece akıl ile yaşasaydık hayatımız aklın sınırlarıyla tek düzeleşirdi ama akılla beraber tutku bir yaşam rengarenk bir dünya demektir. Öğrenerek,gelişerek. Başarızlıktan korkmadan. Yeteneklerimizi,potansiyelimizi zekamızı kullanarak kendimizi gerçekleştirmek her şeyden önce kendimizi tanımak. Prangalarımızdan kurtularak özgürleşmeliyiz. Kendi yarattığımız korkuluklardan kurtulmalıyız. Yaşadıklarımızdan ders alarak gelişmeliyiz. Aynı hataları tekrar tekrar yaparak farklı sonuçlar almak deliliktir der einstein. Martı jonathan yüksekten uçmakla kendi doğasının sınırlarını aşmayı reddetseydi başarıya ulaşabilir miydi defalarca deneyecek olmasına rağmen ? Başarmak için sadece inanmak değil anlamak ve ne yaptığını bilmekte önemlidir. İçinizdeki
umudu öldürmeyin. Hayalini gerçekleştirmek için çevresine kulak asmadan çabalayan tüm Jonathan Livingston’lara …..