Dune
Frank Herbert’in ithaki bilimkurgu klasiklerinden Dune serisinin 1.kitabıyla sene sonu ve sene başında elimden düşürmediğim, dayanamayıp ilkin filmini izlediğim , devamını merakla okuyacağım, sizlere kesinlikle nacizane önereceğim bir kitap daha ...
Arrakis gezeninde yetişen bir baharat ve baharatın sağladığı gizemli gücü, geçmişle-geleceği mükemmel bir ele alışla, dini, teknolojiyi ve aklı normal boyutların ötesine taşıyan bilim kurgusal bir seri...İlk kitap ve ilk filmi beni çok etkiledi.Kitap hakkında ne yazsam spoiler vermek gibi olacağını hissediyorum. Popüler olana karşı alerjisi olanların bile seveceğini düşündüğüm ve bir gün mutlaka ya kitabını ya da filmini merak edip şöyle bir göz atacağını düşündüğüm nadir eserlerden...
“Kavrayışı arttırmak övülesi bir hedef”..
-Dune/İmparatorluk Terminolojisi
Her detayı düşünülüp baştan yaratılan evrenlerde görüldüğü gibi insanı büyük bir bilgi açlığına karşı doyurmaya çalışırken bir yandan da bu evreni ‘bizim dünyadan’ kalıntılarını aramaya çalışmaktan da alıkoyamıyorsunuz kendinizi. ‘Kuisatz Haderah’ Frank Herbert’in yarattığı evrene ait bir terminoloji evet, dünya var olduğundan beri ise insanoğlunun inançlar söz konusu olduğunda takındığı tavırlarda çoğu zaman birbirinin tekerrürünü oluşturduğunu görmekteyiz; bir kurtarıcı itemi ve etrafında gelişen olaylar...Dune evreninde-ilk kitap için-bunun farklı olabileceği yine farklı bir ele alışla bizlere sunulmuş...
Açıklamayı çok da uzun tutmaya çalışmadan kitap değerlendirmemi yazmaya çalıştım, buraya kadar okuduysan teşekkür ederim.
Fatime Can
Hayata karşı hep bir mücadele ve savaş halinde olanların anlayabileceği gibi bunu bu şekilde algılamayanların da aslında çok az olduğu ya da bunun farkındalığını henüz keşfedememiş olmanın vermiş olduğu özgüvenle hayatına devam edenleri de katacak olursak, hepimiz bu geminin birer mürettebatı olarak, levi şahsına münhasır hayatımızı idame ettirip dururuz, kendi potansiyel niteliğimizin vermiş olduğu enerjiyle...
Hepimizin duyduğu, azımızın anladığı buz dağı örneğinde olduğu gibi kaçımız kendimizi tanırız?Tanımak yeterli mi?Olduğumuzu sandığımız kişi miyiz?En iyi yaptığımız nedir?Var olan en iyi potansiyelimiz (günümüzde en çok kullandığımız mı)mi?Görünmeyeni görebilmek mümkün mü? Kısacası:Daha iyisi nasıl mümkün?
Her türde olduğu gibi sevenleri de olan, sevmeyenleri de olan kişisel gelişim kitapları,hayatını hep bir adım öne taşımak için istekli olan herkesin bir şekilde başvurduğu yegane kaynaklar ve yol arkadaşlarıdır bana göre.Yaşamak için yemeğe ihtiyacı olan bedenimiz nasıl ki tek tür gıda ile sağlıklı kalamaz, beynimiz de tek tip bilgi türü ve aynı tip kaynaklarla beslendiğinde gelişimimiz hep eksik ve yarım kalır.Köklü bir değişim ve kalıcı bir etki için gıdamızı çeşitli tutmamız bedenimiz ve beynimiz için yapabileceğimiz en büyük adımdır.
Arkadaşımın önerisi üzerine okuduğum ‘Görünmeyeni Görebilmek’ kitabı bu yazdıklarıma ilham kaynağı olmuş ve iyi ki okudum dediğim bu senenin ilk kitaplardan biri olarak, baş ucu rehber kitabı olmayı fazlasıyla hak eden, derin bir araştırma ve farklı metotlarla pekiştirilmiş bir kişisel gelişim kitabı. Şimdiden keyifli okumalar ve ‘Görünmeyeni Görebilme’ potansiyelleri diliyorum.