"Bir an için tahayyül ediniz ki: Batı dünyasındaki rönesans, reformasyon, bilim ve düşünce ihtilali, Fransız İnkılabı ve Sanayi Devrimini; Atatürk bir insan ömrüne sığdırmıştır."
Arnold Joseph Toynbee
Behçet Yalın Özkara, sosyal medyada zaman zaman ilgiyle takip ettiğim isimlerden biri. Kendisini diğer akademisyenlerden ayıran yanı; akademide genellikle sümen altı edilen, başım ağrımasın, kaygısıyla görmezden gelinen ya da konuşulmaktan çekinilen konuları büyük bir açık sözlülükle konuşabilmesi. Yazarın "Kalk Çalış Başarısız Ol!" adlı eseri de tam olarak bu dürüstlüğün bir ürünü. Kitabın ismi bile kendi içinde çok manidar bir gerçekliği barındırıyor: Kalkıyorsun, çabalıyorsun, didiniyorsun ama günün sonunda bir bakıyorsun başarısız olmuşsun. Üstelik bu başarısızlık, her zaman senin bireysel yetersizliğinle ya da tembelliğinle ilgili olmuyor.
Özkara, başarı olarak görülen kariyer basamaklarının ve toplumsal konumun, bireyin içine doğduğu ailenin sahip olduğu maddi ve kültürel imkânlarla doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Bu yönüyle kitap, bizi modern dünyanın pembe hayal dünyasından çekip sert gerçeklerle yüzleştirmeyi amaçlıyor. Dünyada herkesin hayata aynı çizgide başlamadığını, yüksek gelirli ailelerin çocuklarına sunduğu olanaklarla, alt veya orta gelirli ailelerin çocuklarına sağladığı imkânların uçurumunu fark etmek, sistemin şifresini çözmenin ilk adımı.
Yazar burada, günümüzün hayal tacirlerine ve kişisel gelişim dünyasına sert bir eleştiri yöneltiyor. "Kendine güven, yeter ki iste, vazgeçmezsen mutlaka başarırsın" şeklindeki içi boşaltılmış sözlerin gerçek hayattaki karşılığını sorgulatıyor. Ayaklarımızın aynı zemine basmadığı bu dünyada, bize anlatılan o pırıltılı başarı hikâyelerinin arka planını sorgulayabilmek, okur adına son derece kıymetli bir farkındalık yaratıyor.
Bununla birlikte, kitapta eleştiriye açık, üzerinde durulması gereken bazı noktalar da mevcut. Başarı ve başarısızlık kavramları doğası gereği göreceli ve zamana göre değişen
"Bir statü, mevki veya toplumsal konum sahip olunacak ve sonra sergilenecek maddi bir şey değildir; tutarlı, süslü ve ustaca dile getirilen bir davranış kalıbıdır. Ustalıkla veya sakarlıkla, farkında olarak veya olmayarak, aldatma amacıyla veya iyi niyetle sahnelenebilir, ama neticede oynanması ve canlandırılması gereken, gerçek kılınması gereken bir şeydir."
Anne ve babalar, çocuklarını kendilerine bakmaları için dünyaya getirmezler. Eğer bir çocuk, ebeveyninin hayatını "iyileştirmek" zorundaysa, o çocuk hiç çocuk olmamıştır.
"Kızlar için 'iyi', 'güzel', 'tatlı' gibi pasif sıfatlar inşa ediyor, sonra kızları, bu sıfatlara uygunluklarına göre ölçüp biçiyor, değerlendiriyoruz."