“İyi kalpli ama akılsız bir aptal da, akıllı ama kötü kalpli bir aptal kadar mutsuzdur.”
~Budala
Ocak Ayında #masuklaokuyorum grubumuzla bize kolay yakışmaz zor severiz diye başladığımız, tam tamına bir ayımızı alan, okurken bizi ‘Budalaya’ çeviren bu çılgın eserle karşınızdayım.
Dostoyevski’nin eşi Anna Dostoyevski’nin söylemiyle bir tren seyahatinde ve bu seyahat sonunca gerçekleşen bir müze ziyaretinde gördüğü bir tablonun onu çok etkilediğini ve nöbet geçireceğinden bahseder.
(Sadece şu cümleyi okuyup kitaba başladığınızda eserde yapbozun bütün parçaları yerli yerine oturuyor.)
Budala.. 779 sayfa, bir anda ortaya çıkan onlarca karakter, sayfalarca yazılmış olaylar, ne zaman susacak diye beklediğim kahramanlar, hastalıklıklar, aşklar, çılgınlıklar ..
Ve hepsinin içinde alçak gönüllü , iyi niyetli, ön yargısız, materyalist olmayan , yaşadığı toplumda böyle bir karakterin ‘Budala’ olarak görüldüğü Prens Lev Nikolayeviç Mışkin.
Daha önce Dostoyevski okumuşsanız sizi biraz şaşırtacak bir eser Budala. Betimlemelerine hayran bırakan olay örgüsü ile okuyucuya vermek istediği mesajı düşündüren Dostoyevski bu sefer okuyucuyu bile bile yormak istemiş, açık açık mesajını vermiş gibi gösterip aslında kendi yaşamını etkileyen noktalara parmak basmak istemiş. Konusuyla aşk kitabı gibi görülen fakat hastalık, çılgınlık, tutku, ikiyüzlülük, ölüm , toplum gibi çoğu temanın insan ruhuna etkilerini anlatmak istemiş.( Sayfalarca anlatmış )
Bir günün 150-200 sayfa boyunca anlatıldığını hayal edin ve bir karakterin hiç susmadan sayfaya başlayıp sanki başucunuzda konuşuyor gibi bir anda sayfanın sonunda kendinizi buluyorsunuz. Bazen kitabı kapatıp başınızın ağırdığını hissediyorsunuz.
Başarı mı?
Bence büyük bir yetenek …
Budala benim asla unutmayacağım Dostoyevski romanı oldu.Size