Öldürülen evlatlarının kaybını telafi etmek için bir oğul doğurma olasılığı yine âdem'le havva'ya düşmüştü, ama hayatta neden ve niçin olduğunu bilmeden çocuk yapmaktan başka hedef olmaması pek üzücü. Nihai bir hedefe, son nedene inananlar, soyu sürdürmek için derler; oysa ki bu soyların ne olacağına dair hiçbir fikirleri yoktur ve sanki evrenin biricik ve nihai umuduymuş gibi, soyun neden sürmesi gerektiği sorusunu kendilerine hiç sormamışlardır.
Geçenlerde bir kitap okurken aklıma ‘aşık olmak’ denen o iki kelime takıldı. Aslında hepimizin günlük hayatta yüzlerce kez duyduğu, sıradanlaşmış bir ifade ama ne garip ne kadar çok duyarsak duyalım, anlamı bir o kadar belirsizleşiyor. Sorarsın aşıklara, ‘Nasıl aşıksın ?’ diye… Başlarlar saymaya: eli, yüzü, boyu, posu… Bir liste gibi dökülür ağızlarından. O an düşünmeden edemedim: Aşık olmak gerçekten bu kadar mı? diye.
Oysa beden kırışır, yıpranır, zamanın çizgilerini taşır. Güzellik dediğimiz şey en çok zamana yenilir. Ama ruh öyle midir? Değişse bile özü kalır, yaşansa bile derinleşir. Bir ömrün her anında seninle kalabilecek tek şeyken, neden aşkı bedende arar insan? Belki de sözde âşıkların çoğu, neye âşık olduğunu hiç bilmeden yaşar.
Bazen düşünüyorum da… Hiç yaşamadığımdan mıdır bilmem ama belki de pek bir şey bildikleri yoktur o sözde aşıkların ya da aşkın var olduğu iddiası, kim bilir ne meçhul.
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.