Geçenlerde bir kitap okurken aklıma ‘aşık olmak’ denen o iki kelime takıldı. Aslında hepimizin günlük hayatta yüzlerce kez duyduğu, sıradanlaşmış bir ifade ama ne garip ne kadar çok duyarsak duyalım, anlamı bir o kadar belirsizleşiyor. Sorarsın aşıklara, ‘Nasıl aşıksın ?’ diye… Başlarlar saymaya: eli, yüzü, boyu, posu… Bir liste gibi dökülür ağızlarından. O an düşünmeden edemedim: Aşık olmak gerçekten bu kadar mı? diye.
Oysa beden kırışır, yıpranır, zamanın çizgilerini taşır. Güzellik dediğimiz şey en çok zamana yenilir. Ama ruh öyle midir? Değişse bile özü kalır, yaşansa bile derinleşir. Bir ömrün her anında seninle kalabilecek tek şeyken, neden aşkı bedende arar insan? Belki de sözde âşıkların çoğu, neye âşık olduğunu hiç bilmeden yaşar.
Bazen düşünüyorum da… Hiç yaşamadığımdan mıdır bilmem ama belki de pek bir şey bildikleri yoktur o sözde aşıkların ya da aşkın var olduğu iddiası, kim bilir ne meçhul.