Çıplak olarak geldiğin bu dünyada ne verilmiş ise sana O sun ...
İnsanın değeri, onu gören göz kadar görünürdür. Mücevherin ayarını, saflığını ve kıymetini anlamak için ehil bir göz gerekir. Çünkü her göz aynı derinliğe sahip değildir. Nice boş insanlar vardır ki kıymetli zannedilir. Çünkü ölçü yanlış, bakış eksiktir. Bu yüzden insan, değerini başkalarının takdirinde aramamalıdır. Çünkü her insanın gönlü bir terazi değildir. Kimi teraziler hassastır; Kimi teraziler ise ağırlaşmış, paslanmış ve ölçme kabiliyetini kaybetmiştir. Akıllı insan kime değer vereceğini bilir..Tıpkı sarrafın, toprağa bulanmış altını tanıması gibi. Sonuç olarak, altının değerini sarraf bildiği gibi, insanın değerini de ancak gönlü ve bakışı olgunlaşmış insanlar bilir. Zira değer, onu taşıyanda olduğu kadar, onu fark edende de saklıdır..
İnsan ve Hayat
İÇTİHAD NASSI AŞMA FAALİYETİ DEĞİLDİR...
(...) İçtihad, nassı aşma faaliyeti değildir; nassa bağlı aklın değişen hâdiseler karşısında hükmü bulma faaliyetidir; dinde gizli olan hükmün açığa çıkarılmasıdır. Burada “gizli olan” Kur’ân’ın her çağa hitap eden bir hükmünün olmaması değildir; tam aksine, gizli olan, hükmün eşya ve hâdisedeki mahalli, insan ve toplumdaki karşılığı, zaman içindeki tatbik keyfiyeti, yani “bu ölçü bu vakıada nasıl görünür?” sorusunun cevabıdır. Yâni dinin gizliliği, dinin kapalı, eksik, tarihî şartlara mahkûm veya modern yorumcu tarafından tamamlanmaya muhtaç oluşundan değil; insanın, eşya ve hâdisenin, zamanın, toplumun ve kendi nefsinin hakikatine nüfûz etmekteki aczinden doğar. Tarihselci burada yanılır: O, değişen tarihî şartları görünce hükmün bağlayıcılığını tarihî şartlara indirir. İslâm’a Muhatap Anlayış ise değişen tarihî şartları görünce, “bu şartın hakikati nedir ve Mutlak Ölçü bu şartta nasıl tatbik edilir?” diye sorar. Bu yüzden “dindeki gizliliklerin açık edilmesi "aslâ nassın tarihî kabuğunu soyup çağdaş özü bulmak” değildir. Bu, tarihselci dilin yaptığı tahriftir. Tarihselcilik, önce lâfzı tarihî bağlama kapatır, sonra kendisinin çıkardığı genel ilke veya maksatları bugüne taşır. Böylece “gizli olanı açıyorum” sanır. Tarihselcilik, Kur’ân’ın tarih içindeki inişini görür; fakat Kur’ân’ın tarih üstündeki hükmünü göremez. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -IV. Sonuç-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"İSLÂM'A MUHATAP ANLAYIŞ" ve SİSTEM...
(...) İslâm’a Muhatap Anlayış, tarihselciliğin “tarihî bağlam” iddiasını inkâr etmez; onu daha yüksek bir nisbet içine alır. Tarihselci bağlamı görür, fakat çoğu zaman bağlamı mutlaklaştırır. İslâm’a Muhatap Anlayış, bağlamı kabul eder ama bağlamı hükmün kaynağı yapmaz, vesilesi olarak görür. O, “İslâm’ı zamana uydurma” değil, “zamanı İslâm’a göre anlama ve dönüştürme” dâvasıdır. Onun temel formülü şudur: Mutlak Fikir değişmez; muhatap değişir. Değişen muhatap, değişmez ölçüye her çağda yeniden muhatap olmak zorundadır. Bu anlayışın çekirdeği, İslâm’ın kaynaklarını “ölü metin” değil, zamanüstü ölçü ve onların zamanî tatbik zinciri olarak kavramaktır. Her alt kademe, üstüne nisbetle “muhatap anlayış”ı temsil eder; zamanüstü ölçülerin yeni zaman ve mekân tecellilerinde nasıl uygulanacağını gösteren kâideler, insan ve toplum meselelerinin hâlli için bir “muhatap anlayış-sistem” idrâkini gerektirir. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -IV. İslam’a Muhatap Anlayış ve Tarihselciliğin Farkı-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
TARİH VAHYE DEĞİL, VAHY TARİHE HÜKMEDER...
(...) Tarihselcilik, yalnızca bazı Kur’ân hükümlerinin tarihî bağlamla kayıtlanması meselesinden ibaret değildir. Daha temelde, Kur’ân, Sünnet, sahabe, icma, mezhep ve fıkıh gibi Ehl-i Sünnet’in temel kaynak ve intikal halkalarının tarihîleşmesi söz konusudur. Kaynakların tarihîleşmesi, onların açıkça reddedilmesi anlamına gelmez; fakat kaynaklık vasıflarının, bağlayıcı otoritelerinin ve zamanüstü ölçü değerlerinin tarihî oluş şartlarıyla kayıtlanması anlamına gelir. Bu doğrultuda tarihselcilik, önce Sünnet’i tarihîleştirir. Çünkü Kur’ân’ın nasıl anlaşılacağı, nasıl yaşanacağı, hangi ölçülerle hükme dönüşeceği ve cemaat planında nasıl tatbik edileceği Sünnet üzerinden bilinir. Tarihselci bakışla, Kur’ân’ın anlamı tarihî şartlar içinde aranır; oysa Ehl-i Sünnet için Kur’ân’ın anlamı Allah Resûlü’nün tebliğ, tebyin ve tatbikinde açılır. -REHA KANSU, "Tarihselcilik ve İslâma Muhatap Anlayış", -III. Tarihselciliğin Yanlış Varsayımları. c) Edille-i Şeriyye’nin Tersine Çevrilmesi-, besincidevre.org, 18 Haziran 2026-
İslam'da Tarihselcilik
SAHABE İÇTİHADI ve İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞ...
(...) İçtihad, Şeriatın fer‘î meselelerine âit hükümleri usûlüne uygun olarak Kur’ân ve Hadîslerden çıkarmaktır; dolayısıyla Kur’ân ve Sünnet’e bağlı bir hüküm çıkarma faaliyetidir. İçtihad, Mutlak Ölçü’ye bağlı aklın, değişen hâdiseler karşısında hükmü bulma, tatbik şartını tayin etme, benzer meseleleri birbirine nisbet etme ve hayatın yeniliği karşısında İslâmî idraki canlı tutma faaliyetidir. Ehl-i Sünnet farzı farz, sünneti sünnet bilir, içtihadları icma üzerindedir ve Kur’ân-Sünnet’ten keyfî yorum çıkarmaz. Oysa tarihselci yaklaşım, tatbik şartları oluşmadığı için tatbik edilmeyen hükmü, hükmün tarihî olarak askıya alınabilirliğine delil yapar. Fakat bir hükmün tatbik edilmemesi, ancak o hükmün şartları, mahalli, illeti veya tatbik zemini bulunmadığında söz konusu olabilir. Bu durumda hüküm iptal edilmiş olmaz; hükmün tatbik alanı doğru tayin edilmiş olur. Hükmün kendisi Mutlak Ölçü’ye bağlı kalır; değişen şey, insanın o hükme muhatap olduğu hadisenin mahiyetidir. Sahabe içtihadı da tarihselciliğin lehine değil, İslâm’a Muhatap Anlayış lehine okunmalıdır. Sahabe, Kur’ân ahkâmını tarihe havale ettiği için değil, Allah Resûlü’nden aldığı anlayışla hâdiselere hükmün nasıl tatbik edileceğini bildiği için içtihad etti. Onların re’yi, vahyin üstünde bir tarih şuuru değil, vahye muhatap olmuş bir fıkıh melekesidir. Bu bakımdan sahabe içtihadı, “hüküm tarihî şartlara göre aşılır” görüşünün değil, “Mutlak Ölçü tarih içinde ehil anlayışla tatbik edilir” görüşünün delilidir. Nesh, tarih-üstü vahyin yirmi üç yıllık nüzul süreci içindeki ilahî tertibini gösterir. İçtihad ise tarih-üstü ölçünün değişen hayat olaylarına nasıl muhatap kılınacağını gösterir. İkisi de tarihin vahye hükmettiğini değil, vahyin tarihe nasıl hükmettiğini anlatır. -REHA KANSU,
İslam'da Tarihselcilik
"İSLÂM TARİH-ÜSTÜDÜR!.."
(...) Bir kere şu gerçeği ifade edelim: “Tarih-üstü” demek, tarih-dışı demek değildir; hatta bambaşka bir şeydir. İslâm’ın tarih-üstü oluşu, tarihle bağsız olması değildir. Kur’ân tarih içinde nazil olmuştur; Sünnet tarih içinde yaşanmıştır; Sahabe bu hakikate tarih içinde muhatap olmuştur. Fakat bütün bunlar, İslâm’ın tarihî bir tecrübeye indirgenmesini değil, tarih içinde tecelli eden mutlak ölçü oluşunu gösterir. Tarih-üstülük, Kur’ân ve Sünnet’in belli bir tarih içinde zuhûr etmediği anlamına gelmez; bilakis, zuhûr ettiği anlamına gelir. Bu yüzden tarihselciliğin asıl problemi, Kur’ân’ın tarih içinde nazil olduğunu söylemesi değildir; bu zâten İslâm ilim geleneğinin başından beri bildiği ve esbâb-ı nüzûl, Mekkî-Medenî, nesh, siyak-sibak, örf, maslahat, illet ve hikmet gibi kavramlarla işlediği bir hakikattir. Tarihselciliğin en temel yanlış varsayımı, bir hükmün belirli bir tarihî vasatta nazil olmuş olmasına bakarak, o hükmün normatif değerinin de o vasatla sınırlı olduğunu iddia etmesidir. Burada tarihselcilik, doğru bir gözlemden yanlış bir netice çıkarır. Doğru gözlem şudur: Kur’ân belli bir dilde, belli bir toplumda, belli olaylar içinde nazil olmuştur. Yanlış netice ise şudur: O hâlde Kur’ân’daki hükümlerin bağlayıcılığı da bu olaylar, toplum ve şartlarla kayıtlıdır. Oysa nüzûl sebebi, hükmün iniş vesilesidir; hükmün hakikatini ve bağlayıcılığını kendiliğinden sınırlayan bir unsur değildir. Dolayısıyla “İslâm tarih-üstüdür” hükmü, tarihî bağlamı inkâr eden bir tecrid değil, tarihin kendisini İslâm karşısında tali ve muhatap konuma yerleştiren temel bir dünya görüşü hükmüdür. __Tarihselcilik ise bunun tersini yapar; İslâm’ı tarih karşısında tali konuma yerleştirir. Mustafa Öztürk’ün hatası, tarih içinde gerçekleşmiş olmayı tarih tarafından
İslam'da Tarihselcilik