Oldi

Oldi
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık. #42257405

Oldi

, bir kitap okudu
Puan vermedi·270 syf.·
5 günde okudu
·
2024 11. kitabı
Beşir Ayvazoğlu
8.6/10 · 403 okunma
Reklam
YALÇIN Tura, Turan Oflazoğlu'nun teklifiyle bir "Şeyh Galib Operası" yazmaya niyetlenmiş, bu amaçla Gâlib'in Divan ve Hüsn ü Aşkını okurken beğenip seçtiği bazı şiirleri seçerek bestelemişti. Bu çalışma sonunda bir opera değil, Şeyh Gâlib'e Saygı Kantatı doğdu. Gâlib'in şiirleri üzerine bestelenen ve dört sesli koro, orkestra ve solistler için dokuz bölümden oluşan kantat, ilk defa bir İstanbul Festivali kapsamında Ruhi Ayangil Orkestra ve Korosu tarafından seslendirildi. Bu kantatta koro ve solo için bestelenen parçalar şunlardır: "Aşk bir şem'-i ilâhî- dir benim pervânesi" (Dg 328), "Gencînen olsam vîrân edersin" (Dg 238), "Yek nazarda kıldın ey yüzü gül" (D, Tard u Rekb), "Hoş geldin eyâ berîd-i cânân" (HA Tardiyye), "Ey dil ey dil nice bu rütbede pürgamsın sen" (Dte 9), "Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni" (Dş 10). Türk musikisi makam ve ritim özelliklerinin çoksesli müzik dili ve Batılı formlar içinde nasıl değerlendirilebileceğine somut bir örnek teşkil eden kantat, adı geçen topluluk tarafından 1999 yılında bir stüdyoda seslendirilmiş, albüm halinde yayımlanarak Yalçın Tura'ya armağan edilmiştir.
Sayfa 198·Kitabı okudu
Hüsn ü Aşk aslında sadece Gâlib'in eseri değil, yorgun bir medeniyetin son güzel şarkısıydı.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Galib, Hüsn ü Aşk'ın "Der Beyân-ı Mahiyyet-i Şairi" [HA 802-829) başlıklı bölümünde de eleştiri oklarını yanak ve dudak güzelliğinden söz ederek veya anlam bakımından birbiriyle ilgili sözleri bir araya getirerek şiir cevherine ulaşabileceklerini zanneden şairlere yöneltir. Bıkıp usanmadan aynı teşbihleri ve mazmunları tekrarlayan bu şairleri eleştirirken kullandığı ironik üslüp dikkat çekicidir: "Bak bak, ne tatlı bir edâ; gül-buse ve la'l renkli dudak... Hele şu sözdeki cemiyete bir bak: Siyah saçlar ve gurbet akşamı birbirini anlam bakımından ne güzel tamamlamış! Sevgilinin kaşına işaret eden hançer sözü de ne kadar ince, ne kadar tatlı!" Bu türden teşbihleri herkesin öğrenerek süslü lâflar edebileceğini ve bilgiyle şiir yazılamayacağını düşünen Gâlib, "Hele şarap denizine dalıp o denizden bir inci çıkarsınlar da görelim!" diye meydan okumaktadır. "Şarap denizi" (derya-yı şarab) sözünü kullanarak şiirle mistik hâlet arasında bir ilişki kurduğu anlaşılan Gâlib, Henri Bremond'un "Saf Şiir" (La poésie pure) makalesindeki tezini yüz yıl önce gündeme getirmiş gibi görün- mektedir. Bilindiği gibi, Ahmet Hâşim'i de görüşleriyle etkileyen Bremond, şiiri "hiçbir izah ve müşahedeye imkân vermeyen ve ancak bu yolda tecrübesi olanlar için sezilmesi kabil bir nevi mistik hâlet" olarak tarif ediyordu
Sayfa 44·Kitabı okudu
Gâlib'e göre, Arapça kelimeler, işitilmedik sözler, ağdalı tabirler, zincirleme tamlamalar vb. inşa için ziynet sayılsa da Türkçe şiire söyleyiş ve anlam bakımından sıklet vermekten başka bir işe yaramaz, "bir iki hoşça tabir" bulmakla da şair olunmazdı. Hele "Dünya fani, âhiret baki" gibi herkesin bildiği, orta malı hakikatleri büyük bir hikmet söyluyormuş gibi tekrarlamakla, hiç! Esasen şiir tam açıklığı (bedihi-i tâm) kabul etmez, başka bir ifadeyle, mânası apaçık söz şiir sayılmazdı. Bir şair için herkes tarafından anlaşılmayı ve beğenilmeyi de bir kusur olarak gören Gâlib, bu fikrini "Afet bana i'tibâr-ı âmme" mısraıyla açıklayarak "şöhret âfettir" sözünü bir çeşit estetik ilkesine dönüştürüyordu. Gerçek şiirden anlayan birinin beğendiği renkli ve güzel tek bir beyit, yüzlerce göğe değerdi.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Reklam