Öleyazdım yazılarımı, buz gibi tenimin kaynadığı, dans eden çiçeklerin gördüğü ılık bir yaz gecesi rüyasında gibi
14/1/21
Gemma! Baksana incilendim, ben kurtuluyorum. Yonga kalbi üzün kıldım usumdan, başkasının çektiğinden ölünmüyor. Ve farkettim ki yaşanmıyor da. Bazen sana yazmaktan başka çarem kalmadığını düşünüyorum ve yazıyorum. Çünkü sonsuz acı geçmeden evvel - yaşama tutunmaya çalıştığım zamanlarda- en uzaklardaki ışık hırsızlarıyla arkadaşlık ediyordum. Kaydı boş tutuyor, üzücü şeylere sahip olmaya özen gösteriyordum. Gemma, bir baksana bana. Sence de çok değişmemiş miyim, ne kadar huzurluyum. 'Şu haline bir bak' diyorsun tek rahatsızlığım aşk hamallığını devam ettirmek. Tozlu ve yamalı ideallerinin üstünü çizdim. Çok yönlü ama her yönünde mutlaka bir eksik bulmaya çalıştığın bana, verdiğin hududu öleyazdım. Ama şunu söylemeliyim; birlikte oynamak çok özeldi; biz bir yuva kurmuştuk, işte şu yol kenarına ve bu yol kenarına köşk misali, bende bir yama vardı, sende bir eski. Birlikte yarattık eskinin bir yenisini. Onu da geçtim Gemma, hatırlasana portakal saatim boynumda parlardı, saatten de anlamazdık ya o zamanlar, çevirir dururdun. Bozardın ayarını. Bir sağa bir sola, öyle de gülerdin, yanardım sana. Bunları boş ver, unutalım gitsin. Gemma, hayatımın eskisi gibi olamayacağını biliyorum, biliyoruz çünkü biz artık adam olduk. Kafamızın içinde gitmesinden korktuğumuz ve şaşmaz gelmesinden de korktuğumuz binbir senaryolar var. Bana kızardın, 'bu mudur yani?' derdin, kendimi savunamadım diye, tenhalara kısıp yazgıma ve yangınıma ağladım diye, esaretten kurtulamadım ve zorlu sınavı geçemedim diye. Gemma, çok korkardım. Sen beni bırakır da bir başkasına gidersin diye çok korkardım. Korkularımı yenmemi söyledikçe de ben delirir kendimi daha da geri çekerdim. Sonuç olarak Gemma, yüzünde, eşsiz sesinde, gerçeküstü sahiciliğinde; o zamanlar ışık yalazının içinde gözlerin, cesaretin,
Reklam
Yalnızlık Bahçeleri size çiçekler topladım yalnızlık bahçelerinden biliyorum yolda görseniz tanımazsınız beni, üstelik bende henüz hiç görmedim sizi, size çiçekler topladım; gelincik, papatya ve biraz yasemin, kaçarken nazarımdan adımlarınız.. öleyazdım koşarken peşinizden.. Harun
nağleet gelsin sahte kolye takma gafletinde bulunduğum zamana alerciden öleyazdım
Nilgün Sana Biraz Öleyazdım
Şöyle bitirdi mektubunu: “Dip not: Farz et ki bu mektup hiç yazılmadı.”
Karanlık ve mesafe… *** Bazen anlam, sözcüğe ağır gelir. Kelimelerim ki sana dair… Alfabeye harf ekliyorum. Varlığım varlığının önünde hiçlik rüzgârıyla savruluyor. Seni üç noktayla seviyorum. Seninle vücut âlemim devrimini yaşıyor. Seninle kendi kalemi fethettim. Kalbim eylem meydanı. Hep senin eylemindeyim. Ne diyeyim, inkılâbımsın. Seni düşündüğümde yeniden yaratılıyorum. Her seni seviyorum dediğimde ruhum bedenime yeniden ilkâ ediliyor. Ne diyeyim, sen her an sevmenin yetmediğisin. Seni andığımda Kaf dağında buluyorum kendimi. Zümrüdü Anka kuşuna seni sevmelerimin imkânsızlığını anlatıyorum. Sen gözlerime perde gibi inince, karanlıktan üşüyen ruhumun mumlarını yakıyorsun. Bütün kaleleri fethedilmiş ülkesinde, tahtında mahzun oturan bir kralın gözündeki hüzne ortak oluyorum sana karşı kendimi düşündüğümde. Çaresizliğin ruhumu ele geçirdiği anlarda var olduğunu bilmekle sükûnete eriyorum. Seni düşündüğümde, beni düşündüğünü düşününce hiçliğim hepliğe yol buluyor, seni sevmenin engin dinginliğinde kayboluyorum. Seninle baş başa kalmak düşüncesi ile günlerime yıllar ekliyorum. Bu anın ölümümün ilanı olduğunu bile bile ölümümü iple çekiyorum. Sana öleyazdım. Seni sevmenin imkânsızlığını damarlarımda hissettiğim demlerde Mecnun’a özeniyorum. Her seferinde yine sana dönüp imkânsız sevgimi sana anlatıyorum. Ne diyeyim, imkânsızın bile kendisinden utandığısın. Öldüğümü ölüyorum her sabah. Her sabah kolluk kuvvetleri tarafından alıkoyuluyorum. Dört bir yanım, sana dair yollarıma pusu kurmuş.  Her yakalanışımda çıkacağım güne kuruyorum kendimi. Kendimi sana kuruyorum. Ayrılık cümlenin sonuna dizilmiş üç noktanın adıydı biliyorum. Biliyorum tüm ayrılıkların aşkı büyüttüğünü. Ayrıldıkça, ayrı kaldıkça yaklaştım sana. Ayrılıklardan bir vuslat büyüttüm. Ne diyeyim, ayrılıkların
Edebiyat
Reklam