Ölüm Hâlâ En Sevdiğim Karakter
Fikrim hâlâ değişmedi; Ölüm hâlâ en sevdiğim karakter. Evet, kabul ediyorum; adam tam bir ruh hastası, acımasız ve fazlasıyla manyak. Ama bir şekilde haklı gelmiyor mu size de? Özellikle eski 13 numaraya yaptıkları... Bence o sonu sonuna kadar hak etmişti. Günümüzdeki benzer tiplerin başına da böyle şeyler gelse dünya daha mantıklı bir yer olurdu herhalde.
Ölüm, "kötü karakter" olarak o kadar kusursuz yazılmış ki, aynı zamanda sinir bozucu derecede sempatik. Verdiği cevaplar, o doğruluk cesaret oyunundaki tavırları falan... Okurken hem "ne diyor bu?" diyorsunuz hem de eğleniyorsunuz. Tabii ki sütten çıkmış ak kaşık değil; herif kendini tanrı sanıyor ve canilikte sınır tanımıyor ama karakter dediğin de böyle olur zaten. Neyse, bu psikopatı övmeyi bırakıp konuya geçiyorum.
— Spoilerlı Kısım —
(Tahmin edilmesi zor değil ama yine de uyarımı yapayım; ufak tefek bilgiler verip geçeceğim.)
Hatırlarsanız Afra ikinci kitabın sonunda intihar etmişti. Bu kitapta öğreniyoruz ki Ölüm, bizim kızı iyileştirmek için bir organ mafyası doktorunu esir almış. Yine bizim meşhur binadayız ama bina artık bina değil, kendi ekosistemi olan karanlık bir dünya resmen. Afra bodrum katlarında ölümle pençeleşirken, Ölüm başında bekleyip ona kitaplar okuyor. Yaklaşık bir ay sonra doktor, "Bu kız uyanmaz" deyince Ölüm’ün sigortaları atıyor tabii. Doktoru kendi kızıyla tehdit ediyor; tam ondan beklenecek bir hareket.
Neyse, Afra uyanıyor uyanmasına ama sanki o kadar şeyi yaşayan o değilmiş gibi hemen Ölüm’ün sabrını sınamaya başlıyor. Ölüm de gidip ona bir psikolog tutuyor. Kendisinin de psikoloğu ama neyse... Bu psikolog aynı zamanda yeni 13 numaramız; kendisi o kadar tatlı bir şey ki, bu karanlığın içinde nasıl sağ kalmış hayret.
Olaylar asıl bundan