Gökçe bir şey söylemeden salıncaklara doğru ilerledi ve çantasını yere bıraktı. Ardından salıncağa oturup var gücüyle sallanmaya başladı. Salıncak yukarı çıktıkça gökyüzüne dokunmak üzere olduğunu hissediyordu.
"Dikkat et," dedi yanındaki çocuk. "Zincirleri koparsa düşersin."
"Eğer zincirlerin koparsa kendini gökyüzüne uçacağına inandırırsan sorun olmaz," dedi Gökçe.
Yabancı yüksek sesle güldü. "Garip bir bakış açısı.
Bir süre sessiz kaldılar. "Neredeyse sekiz sene oldu," dedi. "Her gün biraz daha özlüyorum onları. Bazen..." dedi. "Bazen düşünüyorum da bir sabah uyansam ve tüm bu yaşananlar rüya olsa. Aslında..."
"Aslında tüm ailesi yok olmuş ve sokakta tek başına yaşamak zorunda kalan bir insan olsan " Gökçe kesinlikle cümlesini bu şekilde tamamlamayacaktı. Şaşkın bakışlarla Alper'e baktı. "Yaşadıklarını hafife almıyorum, Gökçe," dedi. "Acın hafide alınamaz zaten. Sadece şunu unutma: Her zaman daha kötü hayat vardır. Sen, yaşayamayan tüm insanlar için yaşayabildiğin kadar yaşa. Sınırlardan ve onları aşmaktan korkma. Zincirlerin seni sıkmasına izin verme. Yasını tut ama ne olursa olsun, yaşa."
"Ağaç dalının gövdeden ayrılma eğilimini fark ettin mi bilmem? Hep öteye öteye uzar. Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçıştır bu.Özgürlüğe susamışlıktır.*" Cümleyi gözlerim kapalı bitirmemle birlikte olduğum yerde derin bir nefes verdim, rüzgâr saçlarımı taraken denizin öfkeli dalgaları kıyıya ulaşmak için yarışıyor ve her defasında kum taneciklerinin üstünde tükenerek can veriyorlardı. Kıyıya vuran dalga, denizin intiharından başka bir şey değildi.
___________________________________
* Aylak Adam, Yusuf Atılgan, YKY, 2011.