Ömer Atıcı

Ömer Atıcı
@omeraticii
Hayat küçük şeylerden oluşur, eğer sen seversen büyük olurlar . "Osho"
Öğretmen
Lisans İngiliz Dili ve Edebiyatı
Kahramanmaraş
18 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Varlığın Bitkilik Sahfası -Hayvan Altı Bedenlenme Kademeleri- youtu.be/rkIP5CT4OCw?si=...
Reklam

Ömer Atıcı

, bir kitap okudu
10/10
·181 syf.·
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Engin Geçtan
8.5/10 · 6,1bin okunma
"Bilinçli Secim Yoktur
youtu.be/uvy-vzvKcZ0?si=... "İnsanlar genellikle bilinçli bir şekilde karar verdiklerini düşünürler, ancak aslında her seçim, bilinçaltımızın bize sunduğu seçeneklerden yapılır. Bilinç, seçimlerin farkına varan bir gözlemcidir; ancak o seçenekleri yaratan, deneyimlerimizin, genetik mirasımızın ve geçmişteki bilinçdışı süreçlerimizin ürünüdür. Dolayısıyla, her kararın ardında, bilinçli irademizden çok, bizi yönlendiren derin kökler yatıyor. Bu da demek oluyor ki, gerçekten ‘özgür olarak bilinçli verilen bir karar yoktur; her bir seçim, bilinçaltının sunduğu sınırlı bir menüden ibarettir." Sadece farkında oluyoruz bilinç ile ,buna da bilinçli olmak diyoriz ama o bilinçin fark ettikleri de , ettirdikleride , yine bilinçdışı köklenmis süreçler tarafindan bize dogrudan sunuluyor.. Yani ilahi olana teslimiyet bilinci aslında bu demek , Yani O'lmus ve O'lacak herşey zaten oldu bitti yaşandı.Kodlar yazıldı, biz sadece olanı yaşıyoruz.. Yani, her şeyin aslında önceden belirlenmiş olduğu ve bizim sadece olup biteni deneyimliyoruz. Geçmişteki deneyimlerimiz, bilinçaltımızın yönlendirmeleri ve çevresel etkiler, gelecekte vereceğimiz kararları zaten şekillendirmiştir. Yani biz aslında sadece önceden yazılmış bir senaryoyu yaşıyoruz, ve bilinçli olarak aldığımızı düşündüğümüz kararlar bile, bu senaryonun bir parçası. Bu, özgür iradenin bir yanılsama olduğu fikrini daha da güçlendiren bir argüman. Bu bağlamda, yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız, bilinçaltımızın kontrolünde şekillenen bir süreçtir
Felsefe-Düşünce
Boş ol , bombos .. Bırak içimi yaşam doldursun "osho" Hiçliğin Bilgeliği: Hakikatin Anlamı ve İnsanlığın Arayışı "Anladım bildim en büyük cehalettir." Bu cümle, hakikate ulaşmanın en temel kapısını aralar. İnsan zihni, bildiğini sandığı şeylerle dolup taşarken, bilginin özündeki boşluğu göremez. Bildiğimiz sandığımız her şey, gerçekte bizi yanıltan bir perde gibidir. Neye inanıyorsan, bırak. İnançlar, zihnin kendine taktığı zincirlerdir. İnanmayı bırak; boşluk ol, hiçlik ol. İçini yaşam doldursun, çünkü sadece boş bir kap, yaşamın saf özünü alabilir. Her bilgi, kendisinden önce gelenin bir yorumu, bir sentezidir. Ne kadar ileri gidersek gidelim, tüm bilgiler, hakikatin yalnızca bir yansımasıdır. Tarih boyunca yaşamış hiçbir bilim insanı ya da filozof, gerçekte hiçbir şeyi çözebilmiş değildir. Çünkü çözmeye çalıştıkları şey, çözülmekten ziyade deneyimlenmek içindir. İnsan, kendi icadı olan mantığın sınırlarında dolaşıp durur. Mantık, insan zihninin hakikate ulaşmaya çalışırken kullandığı bir araçtır, ancak bu araç, hakikatin doğasını anlamak için yetersizdir. Kimsenin bir şey bildiği yoktur. Bilgi, bilen ve bilinen arasında kurulan bir köprüdür; bu köprü ne doğrudur ne de yanlış. Tüm bildiklerimiz, aslında evrenin uçsuz bucaksız boşluğunda bir zerre olduğumuzun idrakidir. Hakikat, her zaman orta noktada durur; değişebilir ve sabit olmayandır. Asla bir anlamı olmayandır; çünkü anlam, insanın evrene yüklediği bir yanılsamadır. Hakikat, isimlerden ve sıfatlardan münezzehtir. İnsanın zihinsel kategorilerle anlamlandırmaya çalıştığı her şey, hakikati daraltır. Aydınlanmak, bu gerçeği idrak etmekten öte bir şey değildir. Aydınlanma, ışığın dışarıdan gelmediğini, zaten içinizde olduğunu fark etmektir. Hiçlik bilgeliğine erişen bir idrak için yaşam, muazzam bir sanat,
Dünya Bilinç Sahibi Yaşayan Bir Organizmadır Doğar büyür yaşar ve ölür Bir taş bile bilinc sahibidir ____ Düşünün ki kıyamet kopmuş, dünyadaki her şey yok olmuş… Dağlar yerle bir, şehirler un ufak olmuş, okyanuslar taşmış ve tüm varlıkları içine almış. İnsanlığın inşa ettiği her yapı, her teknoloji, her eser; doğanın yarattığı her dağ, her orman, her canlı… Hepsi birbiriyle karışmış, sınırlar silinmiş, ayrımlar yok olmuş. Geriye kalan, devasa bir okyanus... Ama sıradan bir su birikintisi değil, tüm varlığın özüyle dolu bir okyanus. Bu okyanus, yalnızca bir yok oluşun değil, aynı zamanda yeniden var olmanın potansiyelidir. Her şeyin kaynağı olan o derin "çorba"nın içinde, geçmişin izleri, geleceğin tohumları saklıdır. O okyanusta, bir dağın taşını da bulabilirsiniz, bir yıldızın ışığını da… İnsanlığın hayallerini de, unutulmuş medeniyetlerin sessizliğini de. Her şey birbirine karışmış, her şey bir olmuştur. Ve işte tam da bu "birlik", yeni bir yaratılışın temelidir. Tıpkı bir tohumun, ağacın içinde saklı tüm bilgiyi taşıması gibi, bu okyanus da yeni bir dünyanın kodlarını içinde barındırır. Görünürde bir yok oluş gibi gelen kıyamet, aslında varlığın özüne dönüşüdür. Çünkü hiçbir şey tam anlamıyla yok olmaz; sadece özüne döner, şekilsiz bir potansiyel hâline gelir ve yeniden şekillenmeyi bekler. Bu okyanusun sessizliğinde, yeni bir evrenin nabzı atar. Tıpkı karanlık bir gecenin sabahı getirmesi gibi, bu büyük çorbanın içinde bir varoluş şafağı saklıdır. Ve bir gün, özündeki her şey tekrar can bulur; yıldızlar yeniden doğar, dağlar yeniden yükselir, insanlar yeniden yürümeye başlar. Çünkü varlık, asla tamamen kaybolmaz; sadece farklı bir biçimde yeniden var olur.Bu okyanusun derinliklerine bakarsanız, yalnızca geçmişin enkazını değil, geleceğin fısıltılarını da