Kadın, dirseğini tahta sıranın arkalığına dayamış, tekerlek yüzünü avucunun içine almıştı. Nerden geldiği belirsiz bir ışığın hafifçe aydınlattığı kocasına bakıyor, ona acıyordu. Öyle geliyordu ki şu anda kocası dünyanın en büyük ıstırabı içindedir: Hıncahınç trenlerde üç günden beri, karısıyla çocuklarının rahatını sağlamaya çalışmıştı... Kadın biliyordu ki, kpcadı, işsiz ve fakir bir baba olmanın dehşetli azabı içindedir.
"Düşünsene Chani. O Prenses, Paul'ün soyadını taşısa da, bir odalık gibi bile yaşayamayacak... evli olduğu adamdan asla sevgi göremeyecek. Oysa biz Chani, biz odalık unvanını taşısak da... tarihe eşler olarak geçeceğiz."
Jessica'nın başı dönmeyr başladı; etrafa sessizlik çökmüştü. Vücudunun her hücresi, ona çok derin bir şey olduğunu kabul ediyordu. Jessica bilinçli bir zerrecik olduğunu, atomaltı parçacıklardan bile küçük olduğunu, ama yine de hareket edebildiğini, etrafının farkında olabildiğini hissediyordu. Sanki gözlerindeki perdeler bir anda kalkmıştı... kendinin psikokinestetik bir uzantısının farkına varıyordu. O hem bir zerrecikti hem de değildi.