Gizem dolu bir kitap. Her cümlesinde her karakterinde bir gizem. Sanırım kimse de bu gizemleri çözemeyecek.
Cahit Zarifoğlu' nun "Buzdağının Görünmeyen Tarafının Şairi" olmasından çok ''Görünen Tarafının Şairi'' olmasını isterdim. O'nu anlamak isterdim.
İns kitabı altı hikayeden oluşur:
İns
Sizi Görmeliydim
Savunma
Kentin Ortasında Bir An
Suçlular
Zal Tepesine Doğru
Bu hikayelerin hepsi "Hikayeler" kitabında da mevcut. Alacaksanız eğer Hikayeler kitabını alın :)
"İns karanlık dolu bir gecede sessizce doğdu. Hemen büyüdü ve başka dağları, ovaları, ırmakları kaplayan geceyi ve gündüzü yerlerinde görmek üzere tek başına atını, keçisini ve kadınını hazırladı. Beyaz saçlı anayla beyaz saçlı baba da yola çıktılar, onlarca amaç yoktu, artık gönüllerini amaç konuk gelmiyordu, toprağa girdikten sonra kendilerine devam ettirecek olan oğullarının peşini bırakmadılar."
Diye başlar kitaba Zarifoğlu. Şüphemiz yoktur ki "İns" diye adlandırdığı varlık "İnsan"dır belkide yeryüzündeki Âdem' in benzeridir.
Yer yer ben ne okuyorum diyeceğiniz, duracağınız ve anlamayacağınız bir kitap.
Zaman algısı farklı olan bir kitap. Keçi aniden yaşlanır ve onu boğazlar İns. Anne Babası ölür de İns zamandan etkilenmez sanki ve ağlama sesinden gece boyu arayıp durur kutsallarını Nihayet güneşle bulur kutsallarını. Çocuğuna kavuşur. Ona doğayı çevreyi gösterir ve adeta doğaya emanet eder çocuğunu. Belki de doğayı çocuğuna emanet eder.
Çadırlar ve hayvanlarla yaşayan insanlar artık bir yerleşik hayatın göstergesidir. Yerleşik hayat rehberliğini yapar adeta İns. Fakat bazı şeylerin bozulduğu aşikardır. Bu bölümü yazar çok güzel anlatır. Okuyunca anlarsınız...
"İns ağzını açtı ve konuşamadı. Sesi ağzından çıkamadı. Ses bir şey olup ağzından çıkamadı. Saçlarının dibine kan yürüdü. Başındaki düşünce
Müslüman, vücudunda bir kıyamet taşıyan, ötenin sarsıntısını duymamış kişilere bir kıyamet aşılayan ve onları en şiddetli bir kıyametle sarsan bir kıyamet adamıdır.
Kıyamet, inanışın yarısı olan sabrın çeliğine su verir.
Kur'ân, kıyamet vakıasını "saat" kelimesiyle anlatır. Sonra saat kelimesi, vaktin ölçüsü, birimi olmuştur. Sanki her an gelebilecek olan kıyamet vaktin ta kendisi olmuştur da müslüman, içinde uzadığı akışı onunla tayin edecektir.
Ceplerimizdeki saat, namazın vaktini gösterdi gibi, sanki, önceden bilemediğimiz bir akrep ve yelkovanı durumunda kıyameti de gösterecektir. Örümceklerin şu veya bu mevsimde örecekleri şu kadar ağdan, ağaçların verecekleri kadar meyveden, suların şu kadar akışından, denizlerin şu kadar kabarışından, güneş, ay ve yıldızların şu kadar doğuş ve batışından, şu kadar şehit ölümünden sonra bir gün, bir saatte, ceplerimizdeki saat «kıyamet!» deyip duracaktır. Sanki ceplerimizdeki saat, kıyametin kalbi gibi her an atıp durmaktadır. İşitip duyana ne mutlu!