Victor Hugo'ya ait olan Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı eser Hugo'nun giotine karşı çıkması ve sistemin değişmesi için bir şeyler yapma isteğinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Eser 23 sayfalık bir ön sözle başlıyor. Her satırını büyük bir dikkatle okuduğum bu ön sözde giotine neden karşı çıktığını, eseri yazmaktaki amacını dile getiriliyor. Yazar bu kitabı yazarak her perşembe Greve Meydanı'nda toplanıp idam edilen kişileri izleyen kitleden sıyrılıp artık bu suça ortak olmadığını, toplumun bütün üyelerinin yüzüne sıçrayan kan damlasının alnına değmediğini hissettiğini söyler. Bir yazar olarak üzerine düşeni yapar. Ayrıca ön sözde giotini savunanların tezlerini de çürütecek örnekler verilmiştir.
Eser, genç yaşta idama mahkûm edilen bir adamın altı haftalık bekleyişinin onda yarattığı psikolojiyi anlatır. Kahraman bakış açısıyla dile getirilen eser kendimizi gencin yerine koymamızı, onunla beraber altı haftalık bir bekleyiş içinde olmamızı sağlıyor. Onunla beraber bazen kürek mahkumiyetindense idamın daha iyi olduğuna inanıyor bazen güneşi tenimizde hissetmenin her ne olursa olsun vazgeçilmez olduğunu düşünüyor bazen hissizlik duygusu içinde öylece bekliyor bazen de ölmemek için delicesine yalvarır buluyoruz kendimizi.
Alıntılar:
1) Yok ettikleri insanın bir zekâsı, hayata güvenen bir aklı, ölüme hazır olmayan bir ruhu olduğunu hiç düşünmemişler mi?
2) Hapishane; yarısı eve yarısı insana benzeyen korkunç, kusursuz ve yekpare bir varlık. Onun tutsağıyım. Beni kuşatıyor; bütün kıvrımlarıyla sıkı sıkı sarıyor. Beni granit duvarların içine kapatıyor; kilit altında tutuyor ve beni zindancının gözleriyle gözetliyor.
3) Korkulacak bir şey olmadığını, acı çekilmediğini, sakin bir ölüm olduğunu, ölümün böylece kolaylaştırıldığını söylüyorlar. Hey! Peki ya altı haftalık bu