İlk iki kitapta yazarın üstü kapalı olarak ve kinayelerle değindiği objektivizm ve akılcılık karşıtı görüşlere yazar bu kitapta açık bir biçimde yer vermiş.
“Aklın varlığını reddeden, kaba kuvvetle yönetmenin ahlaken doğru olduğunu savunan bir dünyada, yeteneklinin yeteneksiz hatırına cezalandırıldığı, en iyinin en kötüye feda edildiği bir ortamda, en iyiler de topluma karşı durmak ve toplumun en amansız düşmanları olmak zorunda kalır”
“Her insan kendi dünyasını kendine benzer yaratır. Seçme gücü vardır ama yaptığı seçimin sonuçlarından kaçma gücü yoktur. Elindeki güçten feragat ederse insanlık mevkisinden feragat etmiş demektir, kendi dünyası olarak seçtiği de mantıksızlığın kaosu olur. Her kim ki bir tek düşünceyi başkalarının iradesine ödün vermeden sürdürürse, her kim ki kendi doğrultusunda bir kibrit çöpü ya da bir ufacık bahçe yaratırsa o kişi o ölçüde adamdır, değeri de buna göre ölçülür.”
Bu kitapla geç tanıştığım için kendime biraz sitemliyim. Aslında lisede bir hocamız okumamızı tavsiye etmişti ama tabii o zaman başımızda kavak yelleri…
Bu kitabın sonunda aklıma vurucu olarak gelen cümle, Atatürk’ün bir sözü oldu: “ Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır”. Nitekim, üç kitaplık serüven sonunda bunun aksi olduğunda toplumun nasıl yozlaştığını, çürüdüğünü ve koktuğunu yazar gözler önüne seriyor.
“Şu yüzyılların birinde, kendilerinden üstün kişileri kaba kuvvetle yönetebileceklerini sananlar, karşılarına akıl ile kuvvetin birleşimi çıkınca neler olacağını da öğrenecek.”