İris, yeri sarsan ünlü tanrının yanında durdu, dedi ki: “Toprağı sarsan mavi yeleli tanrı, kalkanlı Zeus’un ağzından bir haber getirdim sana, son versin diyor savaşa dövüşe, karışsın tanrılara diyor, ya da girsin tanrısal denize. Ama dinlemezsen sözünü, direnirsen, meydan okuyacak sana, savaşacak yüz yüze, kaçınamaz diyor, benim ellerimden, ondan çok üstünüm diyor güçte, yaşça da büyüğüm ondan diyor, sen çekinmezmişsin kendini onunla bir tutmaya, oysa öbür tanrıların ödü koparmış ondan.”
Yeri sarsan ünlü tanrı çok öfkelendi, dedi ki:
“Yiğitliğine yiğittir, bilirim onu, ama beni küçümsemek ne oluyor, eşitim ben onunla, bana zorla baş eğdirecek olan o mu? Kronos’tan doğma üç kardeşiz bizler, Rhea doğurdu Zeus’u, beni, ölülere hükmeden Hades’i, dünya üçe bölündü, üçümüz de aldık payımızı, kura çekildi, köpüklü deniz düştü bana her zaman orada oturayım diye, sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades’in payına, Zeus’a bulutlar arasındaki engin gök düştü. Ama toprakla koca Olympos’ta herkesin payı var, bu yüzden yaşamam ben Zeus’un keyfince, gücü varsa rahat otursun kendi payında, ülkesinde, korkutmasın elleriyle, alçak yerine komasın beni. En iyisi çıkışsın kendi kızlarına, oğullarına, kendi çocuklarına geçirsin sözünü, onlar ister istemez dinlerler onu.”