Önder Ateş

Önder Ateş
@onderates
16 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı
DAHİLİK VE DELİLİK ARASINDA BİR YERDE
8/10
·288 syf.··
2026 4. kitabı
Wells'i severim ama öyle hayranı filan da değilim. Bilim kurgu türünün ilk temsilcilerinden olması ve bu türde yazılan her şeyin az ya da çok Wells'ten etkilenmesi beni bu yazara saygı duymaya itiyor. Ancak yazdıklarında yine de bir yetersizlik bir tutarsızlık buldum bugüne kadar. Çıkış noktaları mükemmel olsa da okuyucunun ilgisini tüm kitaba yayacak farklı fikirleri ne yazık ki bulamamış yazar. Dünyalar Savaşı ise biraz daha farklı bir yerde benim için. Zaman Makinesi'ni okuduktan sonra bu kitaba geçince bir şeyi fark ettim, aslında bu iki kitap birbiriyle çok ilintili. Zaman Makinesi'nde yer alan gelecek aslında Dünyalar Savaşı'ndaki kurgunun devamı niteliğinde. Bunu ilk ben keşfetmiş olamam ama bu konuda çok da bir şey bulamadım açıkçası. Zaman Makine'sinde zaman yolcusu çok ileri bir zamana kendisini götürecek bir makine icat ediyor. Bu zamanda insanlık iki farklı türde evrimleşmiş. Birinci tür yeraltında yaşıyor, çok daha zeki ama çok daha vahşi. Tek kusurları yalnızca geceleri yeryüzüne çıkabiliyorlar. Güneş ışığı onları öldürüyor. İkinci tür ise yeryüzünde yaşayan aptal, barışçıl, güçsüz insanlar. Bu insanlar günlük hayatlarında hiçbir şey üretmiyorlar. Çok az kelime ile konuşuyorlar ve her şeyden korkuyorlar. Yeraltında yaşayan tür tarafından geceleri avlanıyorlar. Yeraltında yaşayan insanların besin kaynağından başka bir şey değiller. Adeta yeraltı insanları için semirilmekten başka bir rolleri yok. Dünyalar Savaşı malum Marslıların dünyayı işgali ile başlıyor. Marslılar çok güçlü ve insanlık bunlara karşı direnecek teknoloji seviyesinden çok uzak. Bu Marslılar dünyayı ele geçirince insanları beslenme için kullanıyorlar. Sindirim organları yok; insanların kanından besleniyorlar. Bu amaçla da insanlar için adeta bir çiftlik kuruyorlar. Hikayede geçen
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · Ren Kitap · 20186bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
7/10
·293 syf.··
2023 11. kitabı
Bazı ruhlar vardır, gerçek hayat dediğimiz hayattan kopuk yaşarlar. Bazen bunlara akıl hastası deriz. Bazıları ise sırf rol yapmayı başarabildikleri için aramızda yaşayan "normallerdir". Kitap işte bu beceriye sahip olmayan genç bir kızın hikayesini anlatıyor. İtiraf etmeliyim yer yer sıkıldım. Ana karekterin hayal dünyasındaki birçok tanrı, koro, kuyu, sansür gibi müesseseler birbirine karıştı. Ama yine de bir şizofrenin beynine girmemize olanak sağlayan ilginç bir kitap olarak gördüm bu kitabı. İsmine ise bayıldım. Kitapla tanıştığımdan beri günlük hayatta bol bol kullandım bu cümleyi: sana gül bahçesi vadetmedim.
Edebiyat
Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg · Metis Yayınları · 202119,3bin okunma
8/10
·318 syf.··
Beğendi
·
2000 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2000 00:00
Lübnanlı yazar Amin Maalouf ile ilk tanışmam Afrikalı Leo romanı ile olmuştu. Afrikalı Leo'yu okurken karamsar denebilecek bir ruh hali içerisindeydim ve kaderimden memnun değildim. Bir şeylerin değişmesini, daha doğrusu düzelmesini istiyordum ancak bunun mümkün olabileceğini de düşünmüyordum. Afrikalı Leo, insan ömrünün ne kadar enteresan olabileceğini ve kaderimizde ne ile karşılaşabileceğimizi asla kestiremeyeceğimizi öğretti bana. Bu sebeple Amin Maalouf'un bendeki yeri bambaşkadır. Semerkant ise çok farklı ve büyülü bir zamana ve coğrafyaya götürüyor okuru. Böyle bir kitap da herhalde yalnızca Amin Maalouf'dan çıkabilirdi. Doğu'nun o hep anlatılan mistik ve baharat kokulu bir geçmişi/kültürü vardır ya, hani Batı'yı sürekli olarak içine çeken, işte o dünyanın kapılarını ardına kadar açıyor kitap. Roman iki ana kısımdan oluşuyor. İlk kısımda İran tarihinde çok önemli bir yeri olan 3 müthiş insanın hikayesi anlatılıyor: Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah. Her ne kadar bu üç önemli şahıs kitaba göre birbirlerini tanıyormuş ve yaşları birbirine yakınmış gibi gösterilmiş ise de esasında bunun doğru olmadığını biliyoruz. Neticede bu bir tarih kitabı değil, tarihi kişilikleri karakter olarak belirleyen kurgusal bir roman. Bu sebeple tarihsel konulara çok da takılmamak lazım. Aklımda kalan birkaç şeyi belirtmeden geçemeyeceğim. Ömer Hayyam çağına göre gerçekten de çok cesur bir adam, bunda hiç şüphe yok. Kendisinin rubaileri bugün bile birileri tarafından dile getirilse bu coğrafyada zor bir yaşam sürmek zorunda kalır. Oysa kitaba göre Ömer Hayyam sarayda kıymet gören ve fikirlerine başvurulan akil bir insan olarak resmedilmiş. Bu hoşgörü beni şaşırttı ve mutlu etti. Büyük Selçuklu Devleti'nin başında bulunan bazı sultanlardan bahsedilmiş ki bu beni hayal
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
6/10
·128 syf.··
2020 146. kitabı
Hiç şüphe yok ki ABD'li Jack London ülkesinin en tanınmış romancılarından biridir. Öyle ki eserleri en çok yabancı dile çevrilen ABD'li yazar da kendisidir. Bu durumun sebeplerinden birisi de hiç kuşku yok ki yaşamı boyuca oldukça üretken bir yazar olmasıdır. Onlarca eserin müellif olan Jack London'ı daha çok Demir Ökçe, Beyaz Diş, Martin Eden, Deniz Kurdu gibi eserlerinden tanısak da Adem'den Önce gibi çok farklı işleri de mevcuttur. Adem'den Önce, evrim alanında çalışmaları olan iki bilim insanı Darwin ve Spencer'dan fazlasıyla etkilenmiş; evrim teorisini somutlaştırmak gayesiyle kaleme alınmıştır. Gel gör ki kitapta anlatılanlar bilimsellikten oldukça uzak olup farklı "homo" türleri iç içe etkileşim halinde yaşamışlar gibi bir evren yaratılmıştır. Kitabın ana karakterleri muhtemelen neandertallerdi. Ateş insanları ise yine muhtemelen homo sapienslerdi. Zira ana karakterlerin yaşadığı sürüdeki türler birbirleriyle iletişime geçemiyorlardı. Kelime dağarcıklarının çok dar olduğu belirtiliyordu. Avcı toplayıcı türlerdi ve bir kısmı hala ağaç tepelerinde yaşarken bir kısmı ise mağaralarda hayat sürüyorlardı. Ateş insanları ise daha kılsız görünüyorlar ve aralarında konuşmalar geçiyordu. Ayrıca ok ve yay gibi bir silahları vardı ve ateşi kullanmayı öğrenmişlerdi. Bir de kitabın sonunda ağaç insanları olarak tanımlanan bir tür daha vardı ki bunu ben de anlamadım. Kızıl-Göz bu türe mensuptu. Ama karakterlerimiz ile aynı sürüde yaşıyor ve bu sürüdeki kadınları eş olarak seçebiliyordu. Hatta bir çocuğu da olmuştu. Demek ki aslında ağaç insanlar da neandertaldi ancak daha farklı görünüyordu. London romanında birbirinden belki de yüz binlerce yıl uzakta olan türleri bir arada hayal etmişti. Bunda bir sıkıntı yok. Zira hem o dönemde bilimsel gelişmeler şimdikinden çok
Ademden ÖnceJack London · Mavi Çatı Yayınları · 201626bin okunma