Bir gün gelir, ihtiyarlarlar, bir çekicilikleri kalmaz, bozulur kalıpları kıyafetleri. İçemezler artık, gene de kadın düşünürler. Ama para vermek zorunda kalırlar, yalnızlıktan kurtulabilmek için her türlü uzlaşmalara, bin türlü küçük dalaverelere başvururlar. Oyuncak olurlar şunun bunun elinde, üzülürler. İşte o yaşta aşırı duygululuğa, aşıklığa vururlar, yapışırlar.. Çoğunun sonunu gördüm ben: birer çöküntü yıkıntı oluvermişlerdi.
Devletin yönetimini cumhuriyetten söz etmeksizin, ulusal egemenlik ilkelerine uygun olarak her gün cumhuriyete doğru yürüyen bir biçimde derleyip toparlamaya çalışıyorduk.
Ankara'dan ayrılışında, kendisine cumhuriyetten söz açan Kazım Paşa'ya (meclis başkanı): "bunu önleyebilirsen yurda büyük yardımlarda bulunmuş olursun!" diyenin Rauf Bey olduğunu biliyorum.
Bir ülkede, bir toplumda, bir devrim yapıldığı zaman elbette onun gerekçesi vardır. Ancak o devrimi yapanlar, inanmak istemeyen direngen karşıcıllarını inandırmak zorunda mıdır?