Fakat her birimiz nasıl algılamak istersek öyle algılarız yaşananları, her birimiz kendi hikayemizi anlatırız, aynı değildir aynı şeyi yaşayan iki kişinin hikayesi bile.
Gelgelelim her bir yaşamın eşsiz ve kırılgan olduğunun da farkındayım.
En tahammül edilemez olanı kişinin geleceği olarak gördüğü birinin geçmişin bir parçasına dönüşmesi.
Anneler dünyanın ilk yorumcuları ve tercümanlarıdır, "dil" bile olmayan bir dili yorumlayıp kelimelere dökerler, çocukların ,hareketlerini, hummalı mimiklerini ve binbir şekle bürünebilen, bir anlamdan bile yoksun olan, varlıklarını hiçe saydıkları yahut ket vurdukları sözcüklere dökülemeyen çığlıklarını yorumlayıp anlamlandırılar.
Kaygı: Kişinin "kendisi" i özgürlük olarak kavraması; insanın geçmişi ve geleceği arasındayken, kendisini, kendisiyle hiçlik arasında bir kayma olarak yakalaması, anlaması, bu yüzden de kendisini sürekli olarak seçme zorunluluğu içinde bulması, bu seçiş anını anlamlı kılacak değerlerin geçerliliğini garantileyecek hiçbir şey olmaması. Kierkegaard da, kaygıyı, insanın özgürlüğü karşısında bir baş dönmesi , göz kamaşması olarak niteler.(ç.n)