Kendine özgü özgürlük alanı bulamayan çocuk iki türlü tepki verir; ya hiç kimseye alan bırakmayacak şekilde saldırgan, isyankâr biri olarak yetişir ya da kendi varoluşunu herkesin çiğneyebileceği sessiz, ezik biri olarak yaşar. İşte sözünü ettiğim "ben bilinci" ve "sen bilinci" böyle bir geçmişe sahiptir.
Kültürel kalıp içinde çocuk yetiştiren denetleyici anne-babalar kaygı ve öfke doludur. Çocuğun davranışını kontrol etme ve yönetme peşinde koşarlar; başarırlarsa çocuğu tamamen sindirip kişiliksiz biri haline getirirler, başaramazlarsa gittikçe daha kaygılı ve öfkeli hale gelirler.
İnsanların gözlerine bakın, bazıları ışıl ışıldır; bazıları donuktur. İnsanların gözlerindeki ışıltı, iç dünyalarında ne kadar var olduklarını yansıtır.
Okul başarısı, meslek başarısı, evlilik ve aile başarısı ancak yaşam başarısı şemsiyesi altında anlam kazanır. Yaşam başarısı, çift kanatlı olarak hem kendi özünde hem de toplumda var olabilen insanların başarısıdır.
Gergin, kaygılı, depresyona giren öğrencilerin özellikleri araştırıldığında ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bu sorunu en çok yaşayanlar, korumacı ve mükemmeliyetçi anne-babalar tarafından yetiştirilen çocuklar.